SEYAHAT

BODRUM KALESİ'NİN İKİNCİ ETABI DA ZİYARETİ AÇILDI

Mahallede yazlık sinema keyfi

MAGAZİN

Berkay'dan, özel sahnede özel şarkılar...

MİLLİ SAVUNMA BAKANI HULUSİ AKAR, AL JAZEERA ARAPÇA KANALI’NA KONUŞTU

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Al Jazeera Arapça Kanalı’na mülakat verdi. Gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Bakan Akar, özetle şunları söyledi: 
LİBYA’DAKİ HÜKÜMET MEŞRU BİR HÜKÜMETTİR
Libya ile olan ilişkilerimizin çerçevesini iyi çizmemiz lazım. Birincisi Libya bizim denizden komşumuz. İkincisi, Libya ile bizim 500 yıldan fazla bir ortak tarihimiz var, ortak kültürümüz var. Dolayısıyla oradaki kardeşlerimizin kederlerini ve kıvançlarını biz yakından takip etmek durumundayız. Nitekim bu gelişmeleri de son gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Bununla ilgili alınması gereken ne tedbir varsa, oradaki kardeşlerimize nasıl yardımcı olabilirsek bunun arayışı içindeyiz ve bunları da karşılıklı görüşmek ve konuşmak suretiyle ilerlemeye devam ediyoruz.

Bildiğiniz gibi Libya’da şu andaki duruma baktığımızda, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Milli Mutabakat Hükümeti var. Bu hükümet gerçekten meşru bir hükümettir, Libya’yı temsil eden hükümettir ve bizim muhatap olduğumuz hükümettir.

Başkanı tarafından, Sayın Fayiz Serrac tarafından bir davet mektubu gönderildi 5 ülkeye. Bunlardan biri de Türkiye. Sadece Türkiye bu davet mektubuna, Sayın Serrac’ın davet mektubuna müspet cevap verdi, o da Sayın Cumhurbaşkanımız. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu davet mektubuna verdiği olumlu cevaptan sonra

çalışmalarımızı biraz daha hızlandırdık ve askeri eğitim işbirliği ve yardım konusunda, danışmanlık konusunda Libyalı kardeşlerimizle münasebetlerimizi geliştirdik ve onlara yardım etmeye başladık. Burada biz sadece bu askeri konularda, askeri eğitim ve işbirliği konusunda değil,  aynı zamanda oradaki sağlık konusunda da yardımlarımızı oraya ulaştırmaya çalışıyoruz. Özellikle bu Covid’den sonra yapılabilecek ne yardım varsa onların hepsini de yaptık, yapmaya devam ediyoruz.

Daha sonra bu Hafter, darbeci Hafter grubunun terk ettiği topraklarda ciddi şekilde patlayıcı maddeler, el yapımı patlayıcı maddeler ve mayınların terk edildiğini gördük ve burada da bunların temizlenmesi konusunda da biz elimizden geldiğince oradaki kardeşlerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Hepinizin yakından takip ettiği gibi bu yapılan yardımlarla, bu yapılan desteklerle Libyalı kardeşlerimizle yaptığımız işbirliği sonucunda doğal olarak ciddi bir şekilde dengeler değişti. Bu dengelerin değişmesiyle birlikte oradaki istikrara çok ciddi katkılar sağlandığını değerlendiriyoruz ve bu çerçevede faaliyetlerin gelişmesi ve Trablus’un güvenliğini, Misurata’nın güvenliğinin sağlanması mümkün hale geldi.
Şimdi burada başlangıçtan itibaren böyle bazı şeyleri kestirip atmak mümkün değil. Orada tabi çok dinamik bir yapıdan bahsediyoruz, hem askeri anlamda hem siyasi anlamda hem de sosyal yapısı itibariyle. Bu konuda bizim asıl çıkış noktamız meşru hükümet, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan meşru hükümet, Serrac hükümeti. Dolayısıyla Serrac hükümetinin etrafında toplanmamız lazım.

Bunun dışında bu darbeci Hafter’e yardım eden unsurların da bir şekilde, bu Abu Dabi Hükümetinin dâhil, Abu Dabi dâhil, Suudi Arabistan dâhil, Mısır dâhil, Rusya dâhil, Fransa dâhil ve diğer bazı ülkeler var, bunların bu yardımı mutlaka kesmesi lazım ki orada bir istikrar sağlanabilsin, ateşkes sağlanabilsin ve darbeci Hafter’i bir takım hedeflerinden vazgeçirebilsinler. Bu mümkün olduktan sonra, bu sağlandıktan sonra oradaki ateşkesin sağlanmasının ve ateşkesin devamının daha mümkün olacağını değerlendiriyoruz ve Sirte sorunu mutlaka çözülmeli, Cufra çözülmeli ve 2015 Suheyrat Anlaşması’nı da mutlaka biz göz önünde bulundurmamız lazım çözüm üretirken. Aksi halde faaliyetlerle alakalı, konuların çözümüyle alakalı çok çeşitli görüşler ortaya çıkıyor. 

Bildiğiniz gibi bu senenin başında İstanbul’da, daha sonra Moskova’da, daha sonra da Berlin’de yapılan çalışmalar var. Buradaki yapılan bütün çalışmalara Milli Mutabakat Hükümetinin başı olan Sayın Serrac katılmıştır, oradaki alınan kararları saygıyla karşılamıştır fakat Hafter her seferinde buradaki çalışmalardan uzaklaşmış, bunlara itibar etmemiştir ve Hafter’in desteklenmesi gerçekten çok ciddi sorunlara sebebiyet veriyor.

Biran önce az önce isimlerini saydığım devletlerin ve diğer kurum ve kuruluşların bu desteklerinden vazgeçmesi lazım. Çünkü darbeci Hafter desteklenecek bir hükümet veyahut da Libya’yı temsil eden bir kişi veya kurum değil. Niye? Çünkü bunların orada terk ettikten sonra Cufra bölgesini, Sirte bölgesini, Tarhuna bölgesini, ortaya olmadık şeyler çıktı. Bunlardan en önemlisi de toplu mezarlar çıktı. Şu ana kadar 19 mezardan toplam 200 kişinin katledildiğini gördük, bunları gördük. Oraya bıraktıkları el yapımı patlayıcıları ve mayınları gördük.

Bunlardan çocuklar dâhil etkilendiler, onların ölümüne sebebiyet verdiler. Mısır tarafından da bazı açıklamalar yapılıyor, Mısır da bazı tahriklerde bulunuyor. Bunların da Mısır’ın da yaptıkları açıklamalarda çok dikkatli olması lazım. Barışa, ateşkese hizmet etmeyen açıklamalardan kaçınmaları lazım. Aksi halde buradaki sıkıntıların daha da büyüyeceğini hepimizin görmesi lazım.
MEKTUBA İSTİNADEN ORADA BULUNUYORUZ
Biz orada tamamen Birleşmiş Milletler tarafından tanınan meşru Milli Mutabakat Hükümeti’nin Başkanı olan Sayın Fayiz Serrac’ın Sayın Cumhurbaşkanımıza yazdığı davet mektubuna istinaden orada bulunuyoruz.

Bizim orada bugüne kadar yaptığımız çalışmalar çok açık ve seçik her şeyi ortaya koyuyor. Her zaman her yerde biz Libya’nın toprak bütünlüğünden yanayız, her zaman siyasi birliğin sağlanmasından yanayız ve her zaman her yerde Libya Libyalılarındır diyoruz. Biz orada 500 yıllık kardeşliğimizin, vefamızın bir gereği olarak bu ihtiyaç halinde olan Libyalı kardeşlerimize yardım için bulunuyoruz.

Yaptığımız da askeri eğitim işbirliği ve dayanışmadan ibarettir, danışmanlıktan ibarettir.
Bunu öncelikle Abu Dabi tarafına sormak lazım, onların bu düşmanlık, bu kasıtları nereden geliyor, bu haset nereden geliyor, bu fitne fesat nereden geliyor, onu onların kendilerine sormak lazım, birincisi. İkincisi, bunlar ateş olsalar cürmü kadar yer yakarlar. Dolayısıyla bunların ister Suriye’de olsun, ister Irak’ta olsun bazı terörist grupları, teröristleri, PKK’yı, DEAŞ’ı, YPG’yi desteklemelerinin hiçbir kıymetiharbiyesi yok.

Bu konuda bizim Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak Silahlı Kuvvetlerimizi, siyasi veya diplomatik gücümüzle yapılması gereken neyse bugüne kadar yaptık, bundan sonra da yapacağız. Ve fakat bu Abu Dabi’nin Libya’da yaptıkları var, Suriye’de yaptıkları var. Bunların hepsinin kayıtları tutuluyor. Yeri ve zamanı geldiğinde bunların hepsinin hesabı görülür.
Doğru, şimdi buradaki dünyada bildiğiniz gibi çok değişik akımlar var, çok değişik uygulamalar var. Bazı gruplar, bazı kişiler, bazı gruplar, bazı devletler, bazı devletlerin maşası olabiliyor, aracı olabiliyor. Politik anlamda, askeri anlamda onlar araç olarak kullanılabiliyor.

Dolayısıyla bu Abu Dabi konusuna da bu şekilde bakmak lazım, kimlere hizmet ettiklerini anlamak lazım, onu değerlendirmek lazım. Aksi halde bizim herhangi bir şekilde fiziki temasımız yok, herhangi bir böyle bir tarihi geçmişimiz yok, olumsuz bir münasebetimiz yok. Bunların kimler adına iş yapıyorlar, onu araştırmak lazım, bakmak lazım. Onların niyetleri olumsuz olabilir, kötü olabilir ama bunların bize etkisinin son derece sınırlı ve kısıtlı olduğunu da hepimizin bilmesi lazım.
FRANSIZLARDAN ÖZÜR BEKLİYORUZ 
NATO’da müttefikimiz olan Fransızlar tarafından Suriye’de de benzer bir takım girişimlerde bulundular,  tavırları var. Doğu Akdeniz’de benzer bazı ifadeleri oldu, açıklamaları oldu, bazı konularda girişimlerde bulundular.

Benzer şekilde Libya’da da aynı şekilde girişimde bulundular. En son geldiğimiz noktada da Libya’daki politikalarının çöktüğünü görmekten dolayı kendilerince bir takım mazeretler uydurmak için böyle bir takım komplolara girdiler, kumpaslara girdiler, bu çok basit. Çünkü biz 10 Haziran’da bir yük gemimiz, içinde tamamen sağlık malzemesi olan, bizim Libya’daki askeri eğitim işbirliği ve danışmanlık yapan birliklerimizin ihtiyaçları için olan, yaşam malzemesi olan, bir takım giyim kuşam malzemesi, onların güvenlik malzemesi olan malzemeleri taşıyan bir gemi, 3 gemimiz savaş gemimiz tarafından korunmalı olarak, onların refakatinde ilerlediler, ilerliyorlardı.

Sabah olduğunda bizim, Fransız gemisinin, daha sonra olaya karışan Fransız gemisinin talebi üzerine bizim oradaki akaryakıt gemimiz tarafından Fransız gemisinin ikmali yapıldı. Ya bu bir dostluk nişanesi olarak, bir işbirliği nişanesi olarak NATO müttefikimize yapabileceğimiz bir destekti ve bunu gerçekleştirdik biz. Daha sonra Fransız gemisi tarafından da benzer sorgulama yapıldı, benzer cevaplar verildi, İtalya’ya ve Yunanistan’a verdiğimiz cevaplar verildi fakat daha sonra anlaşılmadık bir şekilde saatte 20 knot deniz mili hızla bir Fransız savaş gemisi bizim konvoyun içine daldı. Çok tehlikeli manevralar yaptılar, bu manevralardan sonra kendi yaptıkları hataları, kendi yaptıkları yanlışları düzeltmek için Türk gemisinin kendilerine silah doğrulttuğunu, yani kilit dedikleri, tracking dedikleri bir pozisyon aldıklarını söylediler. Fakat bu geldiğimiz noktada teknoloji o kadar gelişmiş durumdaki, o radarın, o geminin hangi dakikada, hangi saniyede, saatte değil, hangi dakikada, hangi saniyede nasıl bir durumda olduğunu görebilmek, öğrenmek mümkün.

Hem bizim karadaki karargâhlarımızda hem de gemide yapılan incelemeler sonucunda bütün bilgileri belgeleri topladık ve bizim ne yapıp ne yapmadığımızı, bütün tamamını NATO askeri ve sivil makamlarına teslim ettik. Dolayısıyla şu anda mesele NATO’da bulunmaktadır. Bütün yapılan, elimizdeki bütün bilgiler açık. İlave bilgileri de vermeye hazır olduğumuzu NATO makamlarına söyledik.

Çok açık ve net bir şekilde bizim gemilerimiz orada denizcilik yasalarına, denizcilik usullerine, denizcilik kurallarına tamamen uygun hareket ettiler. Hiçbir şekilde Fransız gemisine düşmanca tavır içinde olmadılar. Sadece ve sadece Fransız gemisine 20 knot süratle yaptığı manevrada herhangi bir kaza bela olmasın diye gözlem şeklinde tedbir aldılar, kendilerini korudular, durum bundan ibaret. Biz şu anda geldiğimiz noktada Fransız dostlarımızdan bir özür bekliyoruz.
EGE VE DOĞU AKDENİZ’DEKİ SORUNLARIN BARIŞÇIL YOLLARDAN ÇÖZÜLMESİNDEN YANAYIZ
Biz her zaman Ege’deki, Doğu Akdeniz’deki ve Kıbrıs’taki tüm sorunların barışçıl yol ve yöntemle çözülmesinden yanayız. Bu konuda iyi komşuluk ilişkilerini, uluslararası hukuku esas alıyoruz, karşılıklı diyaloğu esas alıyoruz.

Fakat diğer taraftan da biz Kıbrıs dâhil Mavi Vatanımızdaki hak, alaka ve menfaatlerimizden de herhangi bir şekilde vazgeçmeyeceğimizi, bunları, oradaki hakkımızı, hukukumuzu, alaka ve menfaatlerimizi korumakta azimli ve kararlı olduğumuzu ve burada muktedir olduğumuzu mütaeddit defalar söyledik. Bu bir tehdit değil, durumun tespiti, bunu söylüyoruz ve biz diyoruz ki bir an önce görüşmelere, konuşmalara başlayalım ve bir an önce problemlerimizi görüşmeler yoluyla, barışçıl yol ve yöntemlerle medeni bir şekilde çözelim.
YUNANLI KOMŞULARIMIZ DUYGUSAL, PROVOKATİF DAVRANIYOR
Objektif olmak lazım, objektif bakmak lazım konularımıza. Burada bizim yaptığımız şey, iki devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemen ve bağımsız bir devlet ve Birleşmiş Milletlerin tanıdığı Libya’nın temsilcisi de Milli Mutabakat Hükümeti, Sayın Serrac. Bu iki entity beraber bir anlaşma yapıyorlar. Bunun neresi kime tehdit, bunun neresi yanlış? Uluslararası hukuktan bahsediyoruz.

Bunun uluslararası hukuka aykırı olan bölümü nedir? Birleşmiş Milletlerin yasalarına aykırı olan bölümü nedir? Kesinlikle yok, hiçbir şey. Dolayısıyla bizim yaptığımız her şey uluslararası hukuka uygun şekilde devam ediyor fakat bizim Yunanlı komşularımız duygusal davranıyorlar, provokatif davranıyorlar. İşte biraz önce bahsettiğim kendi vatandaşlarından da birçok kişi bu konuda Yunan tezlerine karşı görüşlerini belirtmeye başladılar. Biz bir an önce görüşmeler yoluyla, barışçıl yol ve yöntemlerle sorunlarımızı çözmekten yana olduğumuzu söylüyoruz.

Diğer taraftan da bu bir zafiyet değil diyoruz. Yani biz görüşme talep ettiğimiz zaman bir zafiyetten dolayı bunu söylemiyoruz. Biz, barışçıl yol ve yöntemle bunları çözelim diye söylüyoruz fakat diğer taraftan da hiçbir oldubittiye izin vermeyeceğimizi, bizim içinde olmadığımız hiçbir sorunun da çözümün de çözüm olmayacağını bilmelerini istiyoruz.
AZERBAYCANLI KARDEŞLERİMİZLE MÜNASEBETLERİMİZİ İYİ ANLAMAK LAZIM
Şimdi burada öncelikle şunu iyi belirtmek lazım, görmek lazım; Azerbaycan Türkü bizim kardeşimiz. Biz her zaman söylüyoruz, iki devlet bir millet. Dolayısıyla Azerbaycanlılar bizim can kardeşimizdir. Dolayısıyla oradaki Azerbaycan Türküyle olan bizim münasebetlerimizi iyi anlamak lazım. Biz kederde, kıvançta biriz ve beraberiz. Bu 16 Temmuz’da Nakarov Karabağ’ın dışında Tavuş bölgesindeki saldırıyı görmek lazım.

Azerbaycan topraklarının takriben 30 yıldan beri %20’sinin hiçbir meşruiyet olmadan Ermenistan işgali altında olduğunu görmek lazım, bilmek lazım. Dolayısıyla biz bu konuda Azerbaycanlı kardeşlerimizin dün de bugün de bu mücadelesinde yanlarındayız. Dün olduk, bugün oluyoruz, yarın da olmaya devam edeceğiz. Dolayısıyla bizim yaptığımız çalışmaları bu şekilde görmek lazım.

Ayrıca bizim yaptığımız bu çalışmalar, bu faaliyetler, bu 16 Temmuz saldırısından sonra başlamış şeyler değil. Bizim başlangıçtan beri Türkiye’yle Azerbaycan arasında var olan ilişkilerin devamı niteliğindedir. Nitekim bizim her yıl yaptığımız kara tatbikatları var, hava tatbikatları var. Türkiye’de yaptıklarımız var, Azerbaycan’da yaptıklarımız var, Nahçivan’da yaptıklarımız var, şu anda yapılanlar da bundan ibaret.
BU TERÖR ÖRGÜTÜ BİZİM SINIRIMIZI TEHDİT EDİYOR
Başta Suriye olmak üzere Suriye, Irak tüm komşularımızın biz toprak bütünlüğüne, siyasi bütünlüğüne bir kere saygılıyız, bundan kimsenin şüphesi olmasın ve hiçbir şekilde bir toprak kazanımı peşinde değiliz, böyle bir şey söz konusu değil. Bizim amacımız bir an önce güney sınırlarımızda, hem Suriye’de hem Irak’ta terör örgütlerinin oradan çıkması, çıkarılması, etkisiz hale getirilmesi ve orada bölgenin ateşkesi ve istikrarı sağlanması bizim en samimi amacımızdır. Demokratik ve siyasi bütünlüğünü sağlamış bir Suriye’yi biz çok arzu ediyoruz, herkesten çok arzu ediyoruz.

Çünkü bu bir anlamda bizim güney sınırlarımızın da güvenliği demektir, birincisi bu. Peki, biz oraya niye gittik? Bunu iyice görmek lazım. Hani bazıları tarihi unutuyorlar. Burada bir terör örgütünden bahsediyoruz, 40 seneden beri Türkiye’nin başına bela olmuş, bizim 40 binden fazla vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olmuş bir örgütten bahsediyoruz ve bu örgüt bizim sınırlarımızı tehdit ediyor, halkımızı tehdit ediyor ve bizim güvenliğimizi tehdit ediyor genelde ve bunlar açıkça bir terör koridorundan bahsediyorlar, Irak sınırından Akdeniz’e kadar bir huduttan bahsediyorlar, koridordan bahsediyorlar. Bizim buna müsaade etmemiz mümkün değildi, etmedik ve bizim harekâtlarımızın temel sebebi de budur, bundan ibarettir.

Biz, hiçbir şekilde kendi güvenliğimize değil, aynı zamanda oradaki kardeşlerimizin de güvenliğini dikkate almaktayız ve bu konuda gerçekten bugüne kadar yaptıklarımız bunun en önemli göstergesi. Bu aldığımız tedbirlerle, bu terör örgütüne karşı verdiğimiz mücadeleyle hem DAEŞ’e hem PKK’ya hem YPG’ye hem de onun türevlerine karşı aldığımız tedbirlerle sadece bizim değil, Arapların, Kürtlerin, Süryanilerin, Asurilerin, Hristiyanların ve Ezidilerin, bunların da güvenliğine katkı sağladık biz. Dolayısıyla bizim oradaki yapmaya çalıştığımız şey, Suriye’nin toprak bütünlüğü, Suriye’nin anayasasının yapılması, seçimlerin yapılması ve mamur, müreffeh, egemen, demokrat bir Suriye devletinin ortaya çıkması.
KATAR BİZİM KARDEŞİMİZ
Biz, birincisi Katar bizim kardeşimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Katar Emir’i ile, benim Sayın Bakan’la, oradaki asker arkadaşlarımızla, generallerle, dostlarımızla çok sıkı işbirliğimiz var. Bizim bildiğiniz gibi Katar’da bir ortak çalışmamız var, askeri çalışmamız var, mevcudiyetimiz var. Bunu geliştirmek, eğitim, tatbikat, iş birliği, danışmanlık çerçevesi içinde çalışmalarımız var.

Orada mevcudiyetimiz var, onun dışında da tabi ki bu bölge meselelerinde, dünya meselelerinde siyasi, askeri, ekonomik birçok konuda kendileriyle bizim koordinasyonumuz var, çalışmamız var, işbirliğimiz var, fikir alışverişimiz var. Bu manada da biz devamlı sürekli, bu belki de yansıyan bunlar, yansımayanlarda var. Biz devamlı gidiyoruz, geliyoruz, konuşuyoruz, görüşüyoruz. Tabi ki bu kardeşler arasında, dost iki ülke arasında, kardeş iki ülke arasında onların bakanları arasında yapılabilecek çok tabii bir ilişkidir. Dolayısıyla buradan bir şey çıkarmak doğru olmaz.
AYASOFYA KONUSUNDA TEK SÖZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİNDİR
Şimdi birincisi Türkiye, egemen ve bağımsız bir devlet ve kendinden emin bir devlet, kendi politikasını kendi yapan bir devlet ve dolayısıyla devletimizin ilgili kurumları ve Cumhurbaşkanımız bu konuda kararlarını verdiler ve Ayasofya, cami olarak hizmete açıldı.

Bu hiçbir zaman anormal bir şey değildir bu konu. Burası bütün herkese açık, Müslümanlara, tüm İslam âlemine açık olduğu gibi diğer taraftan da gayrimüslimlerin de gelmesine, girmesine, gezmesine, bakmasına hiçbir şekilde bir engel yok.

Bu konuda tek söz sahibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kararı budur ve buna herkes saygı duymalıdır. Bunun dışındaki hiçbir kişi, kurum ve devletin bu konuda söz söyleme hakkı yoktur. Bunu kesinlikle reddediyoruz, böyle bir şey kabul etmiyoruz ve dolayısıyla burada yapılan bir şeyi böyle abartıp ve kendi mecrasından çıkarıp başka manalar katmak gerçekten yersiz bir, beyhude bir çalışmadır.
YAPTIĞIMIZ FAALİYETLERİN HUKUKİ BİR TEMELİ VAR 
Şimdi birazcık aklı olan, birazcık vicdanı olan şu bizim yaptığımız izahlardan da çok açık bir şekilde anlaşılacağı üzere yaptığımız faaliyetlerin tamamen bir sebebi olduğunu, hukuki temeli olduğunu, askeri gerekçesi olduğunu, güvenlik meselesi olduğunu, bunun dışında herhangi bir şekilde egemenlik davası, işgal davası olmadığını çok açık bir şekilde görmeleri lazım, görülmesi lazım.

Türkler ve Araplar bir elin parmakları gibi et ve tırnak gibi biz kardeşiz, bunun da ispatı bugüne kadar ki ortak, karşıt gruplara karşı, karşı güçlere karşı yaptığımız tarih içindeki mücadeledir. Bu mücadelenin de en önemli örneği hem Arap coğrafyasında hem Türkiye’de çeşitli yerlerdeki şehitliklerimize baktığımız zaman orada yatan şehitlerimiz, geçekten bu çok önemli ve çok anlamlı birer semboldür bizim işbirliğimizi, geçmişimizi göstermek bakımından.

Dolayısıyla biz bu Türk Arap kardeşliğinin önemli olduğunu burada vurgulamak istiyorum. Bu vesile ile bizi burada izleyenleri sevgi ve saygıyla bir kez daha selamlıyorum ve tüm İslam âlemine de Arap kardeşlerime de yaklaşan bu bayram nedeniyle tebriklerimi sunmak istiyorum.