Günün Film Önerisi
Günün Film önerisi
Günün Film önerisi solaris
Günün Film Önerisi İvan'ın Çocukluğu
Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu

Kaçak Yapılara Zamanında Müdahale

Korona virüs bu köye uğramadı

Meteorolojiden Bursa için uyarı

Bursa'daki cinayetin gizli tanığı dinlenecek

Bursa’da Hayvan severleri ayaklandıracak bir vahşet pompalı tüfekle köpeği öldürdü sebebi ise şaşırttı

Bursa Büyükşehir’den filyasyon ekiplerine 50 araçlık destek

Bursa'da aracın motoruna sıkışan kedi 1 saat sonra kurtarıldı

Saadet Partisi Milletvekili Abdulkadir Karaduman’la ( Özel ) Röportaj

Saadet Partisi Milletvekili Abdülkadir Karaduman'ın Mora Dergisine Verdiği ( Özel ) Röportajı

 

  1. Yıl 2020 bu gün seçim olsa Saadet Partisinin sizce oy oranı nedir   
  2. Milli Görüş’ün siyasi tarihi boyunca tüm siyasi partilerinin her seçimde hedefi iktidar olmak olmuştur. Yapılacak yeni bir seçim için şimdiden rakamsal olarak tahmin açıklamak spekülasyon olacaktır. Herhangi bir rakam tahmin etmek yerine ülkemizin özellikle ekonomi açısından içerisinde bulunduğu durumu göz önüne aldığımızda yönetimin değişikliğinin arifesinde olduğumuzu çıkarsayabiliriz. Nitekim yakın geçmişten örnek verecek olursak 2001’li yılların ekonomik bunalımının ardından ilk kez kurulan bir siyasi parti ilk seçimde iktidar olmuştur. İktidar değişikliğinde tek sebep Ekonomik kriz olmasa da en önemli sebeptir diyebiliriz.
  3.  Bir erken seçim olmazsa önümüzdeki 2023 yılında yapılacak olan yerel ve genel anlamında Türkiye’yi nasıl bir iktidar bekliyor.

Yukarıda dolaylı olarak bahsetmiş oldum aslında.. Bugün özellikle pandemi sürecinde mağduriyet yaşayan birçok kesim oldu ve kepenk kapatmak zorunda kalan esnafa, tarlasına mahsul ekmeye çalışan çiftçiye İktidar tarafından düşük faizli krediden başka bir şey sunulamadı. Borçlanma sürdürülebilir bir yöntem değildir. Verilen kredilerin er ya da geç ödenmesi gerekecektir ve bu durum ne yazık ki önümüzdeki süreçte ciddi bir darboğazın habercisi durumundadır. Pandemi kontrol altına alınabilmiş değil ve birçok işletme normal zamandakinden çok düşük kapasitede üretim yapmak durumunda kalmaktadır. Normalleşmenin gerçekleşeceği tarih ise öngörülememektedir.

Konudan sapmak istemiyorum ancak bahsettiğim durumlar sorunuza cevap niteliği taşımaktadır. Zira yaşanan problemler, kimin iktidar olacağını ve nasıl bir iktidar olacağı hakkında bizlere ipucu olabilir. Vatandaşın alım gücü istikrarlı bir şekilde azalırken, TL dünya çapında hızla değer kaybederken buna karşılık herhangi bir açıklama yapılmıyor ve vatandaşların eleştirileri hainlik olarak değerlendiriliyorsa burada iflas etmiş bir yönetim vardır. Doların yükselmesiyle sadece bir günde dış borcumuz 4 milyar dolar artış kaydediyorsa, işsizlik %15, genç işsizlik %30’lara dayanmışsa, enflasyon sokakta, markette ve pazarda %30 u geçtiği halde TÜİK tarafından %11 olarak açıklanıyorsa burada üzeri örtülmeye çalışılan ekonomik bir kriz var demektir.

Türkiye üreten değil, tüketen ekonomi haline getirilmiştir. TL’nin değer kaybediyor olmasının yegâne sebebi katma değer üretmeyen, borca dayalı kalkınma anlayışını tatbik etmesidir. İktidarın vatandaşa faizli kredi dışında sunacağı bir şey kalmamıştır. Pandemi sürecinde son çare olarak 1 milyon vatandaşımız ne yazık ki bankaya borçlandırılmıştır.

Şahıslardan önce tatbik edilen ekonomik model tartışılmalıdır. Bozuk bir sistemin uygulayıcısının kim olduğu çok da önemli değildir.

Yönetime geldiği günden itibaren borca dayalı kalkınma anlayışını benimseyen ve son zamanlarında vatandaşa açıklama yapmaya yanaşmayan Ak Parti nezdinde Cumhur İttifakı yönetimi artık iflas etmiştir.

Sadece ekonomi değil; adalet, medya, ifade hürriyeti, dış politika… Bütün bu alanlarda ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Erken seçimin olmayacağını varsayarsak 2023 yılında bahsettiğim problemlere yaklaşımların belirleyeceği yeni bir iktidarın oluşacağını düşünüyorum.

  1. Türkiye’ninhâlihazır dış politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz

Bir devlet, içerde ve dışarda bir politika belirlerken öncelikle istikrarlı bir plan oluşturmalı ve bu plan doğrultusunda hareket etmelidir. Biz Saadet Partisi olarak şahsiyetli bir dış politikanın önemini her fırsatta vurgulamaktayız. Şahsiyetli bir dış politika; temel ilkelerden sapmadan, belirli bir plan ve çerçeve doğrultusunda tutarlı hamlelerle Türkiye’nin meşru haklarını müdafaa etmektir. Türkiye güvenliğini tehdit eden bütün unsurlara karşı sonuna kadar mücadele etmelidir ve edecektir. Fakat bu mücadelenin başarılı olması planlı ve kararlı olmakla doğrudan bağlantılıdır. Ancak ne var ki mevcut iktidarın tatbik ettiği uygulamalar, istikrarsızlığı ve plansızlığı açıkça göstermektedir. S400 ve F35 konusu ve arada sıkışıp kalmışlık, belirsizlik durumu istikrarsızlığı açıklayan basit bir örnektir.

Özellikle dış politikayı ilgilendiren sorunlar zamanla oluşur ve zamanında yapılması gereken müdahaleler yapılmayınca da büyüdükçe büyür. Bugün Akdeniz’de yaşanan ciddi sorunların temel sebebi zamanında çözümü için herhangi bir çaba harcanmamış küçük problemlerin katlanarak büyümüş olmasıdır.  Bakın bu yıl içerisinde çok da geriye gitmeden birkaç ay evvel öncesinde Yunanistan çok cüretkâr bir hamlede bulundu. Gözümüzün içine baka baka Türkiye’nin hemen batı ucundaki adaya önce asker çıkardılar, sonra kilise-okul yapıp devlet başkanlarını çağırıp adayı işgal ettiler. Bu gelişmenin ardından devleti yöneten Ak Parti iktidarı Yunanistan’a karşı herhangi bir yaptırımda bulunmadı. Ancak şimdi görüyoruz ki hatadan ders çıkarılmış olmalı ki “Mavi Vatan” söylemi ile bir duruş sergilenmeye çalışılıyor. Hemen hatırlatalım; bugün “Mavi Vatan” olan yer, aylar önce de vatan idi. Bu tutarsızlıklar silsilesi göstermektedir ki Ak Parti iktidarının bugün “Mavi Vatan” dediğimiz bölgeyi başka devletlerin kontrolüne terk etmeyeceğinin garantisi yoktur.

Tutarsız hamleler, istikrarsızlık ve plansızlıklar sebebiyle dışarıda çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmış bulunmaktayız. İktidar hatalarıyla yüzleşmeli ve bunları tekrarlamamalıdır. Bugün Türkiye’yi bütün komşularıyla sorunlar yaşayan bir ülke haline getiren sebepler tespit edilmeli ve yeni bir strateji belirlenmelidir. Kesinlikle bilinmelidir ki; Türkiye bir siyasi partinin devleti değildir. Seçim zamanlarında örnekleriyle karşılaştığımız gibi dışarıdaki gelişmeler içeride siyasi bir malzeme olarak kullanılamaz. Dolayısıyla Türkiye’nin dış politikası, iktidar ya da muhalif herhangi bir siyasi partinin başarısı için tasarlanmamalı, eğilip bükülmemelidir.

  1. Saadet Partisi Rahmetli Prof.Dr. Necmettin Erbakan’dan sonra Kan kaybetmeye devam ediyor, halk sizinle bir Necmettin Erbakan ivmesi yakalayabilir mi? sizin bazı açıklamalarınız Erbakan Hocayı hatırlatıyor.

Bir salon programı esnasında Merhum hocamız; “Aranızda Milli Selamet Partili varsa dışarı çıksın. Aranızda Erbakancı varsa dışarı çıksın!” ifadelerini kullandıktan sonra “Bizim davamız; partilerin davası, Erbakan ve şahısların davası değildir. Biz bir inancın temsilcileriyiz.” demiştir.  Dolayısıyla Milli Görüş, bütün mensuplarının aynı gaye için birlikte çalıştığı bir harekettir. Siyasi partiler ve şahıslar birer temsilcidir. Milli Görüş Davasını şahsileştirmek en başta ilke ve prensipleri ihlal etmek olacaktır.

Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamız; yaşantısı, çalışmaları ve fikirleriyle yol gösterici bir rehber olmuştur. Türkiye siyasetine yön veren en önemli şahsiyetlerden biri olmuştur. Milli Görüş hareketi mensuplarının bugün yapması gereken, davanın ilke ve prensipleri doğrultusunda geçmişten aldığı ilhamla geleceğin inşa edilmesi için çalışmaktır.

  1. Sizin zaman zaman bazı çıkışlarınız oluyor daha fazla gündeme gelmek ve Saadet partisinin oylarını çoğaltmak için bir projeniz var mı? Bu gün Cumhurbaşkanı olsanız acilen neyi değiştirirdiniz

Konya ve Konyalıların problemlerinin yanında aynı ülkenin vatandaşları olarak karşılaştığımız ortak problemlerin çözümü için çalışmalarımız devam etmektedir. Pandemi sürecinde yavaşlamış olsa da yaptığımız ziyaretlerle esnaflarımızı işyerlerinde, çiftçilerimizi tarlalarında, vatandaşlarımızla sokakta bir araya geliyoruz. Problemleri birinci ağızlardan dinleyerek, çözüm için neler yapabileceğimiz konusunda çalışmalar üretiyoruz. Tabi bunları görevimiz ve inancımızın bize yüklediği mesuliyetler gereği yapıyoruz.

Öncelikle ülkemizdeki çatışmacı, kavgacı siyasi iklimin değişmesi önem arz ediyor. Siyasi atışmalar ve magazinsel gündemlerden gerçek problemleri konuşmaya sıra gelmiyor. Öncelikle bu olumsuz ilkimi değiştirmeye çalışırdım. Mevcut siyasi partilerle yuvarlak masa etrafında toplantılar yapıp ülkenin meselelerini istişare ederdim. İsrafı ve lüzumsuz yatırımları durdururdum. Bağımsız ve güçlü yargı güven ortamının oluşabilmesi için olmazsa olmazdır. Taraflı yargının mağdur ettiği kişilerin haklarının hiç vakit kaybedilmeden iade edilmesini sağlardım. Aslında belki de değiştirmem gereken öncelikli tek bir şeyi sordunuz ancak çok fazla kalem saydık ve ne yazık ki bunlar çoğaltılabilir. Acil çözüm bekleyen çok fazla problemle karşı karşıyayız. 

  1. Sizin Orta Doğu ve Kürt sorunu ilgili nasıl bir projeniz var yani Kürt sorunu Türkiye’de var mı yok mu?Yâda sizin bu soruna karşı çözüm noktasında ne gibi önerileriniz var bir ara iktidar çözüm adı altında açılımlar yaptı fakat başarısız oldu siz olsaydınız ne yapardınız.

Türkiye bir mozaiktir. Öncelikle bunu kabul etmek gerekir. Türkiye farklı ırkların bir arada yaşadığı bir ülkedir. Bu özellik ciddi bir zenginlik kaynağı olduğu gibi kolaylıkla çatışma sebebi haline getirilebilmektedir. Bu ülkenin menfaatini gözeten her vatandaş, insanları aynılaştırmaya çalışmak yerine onları farklılıklarıyla kabul etmek ve kendini ifade etme hürriyetlerini desteklemelidir. Türkiye’de insanları aynılaştırma çabalarının resmi ideoloji olarak benimsenmesi sorunları neredeyse çözülemez hale getirmiştir.

Var olan bir soruna “yok” diyerek bir yere varamayız. Bu soru asıl muhataplarına sorulmalı elbette. Ancak sorunun muhatabı olan Kürtler, bu tartışmalara dâhil edilmez çoğunlukla. “Kürt Sorunu” ifadesi üzerinden yapılan PKK tartışmaları, sorunların yanlış zeminde tartışıldığını göstermektedir. Kürt sorununun PKK’ya indirgenerek tartışılması sanki “güvenlikçi önlemler" dışında herhangi bir çözümün olamayacağı gibi son derece yanlış bir sonucu ortaya çıkarmaktadır. Oysa Türkiye’nin içeride diyalogla çözemeyeceği hiçbir sorunu yoktur. Ama gerçekten sorunu çözmek niyetinde olmak önemlidir. Ancak çatışmalardan içerde siyasi kazanç sağlayan ve bunları malzeme olarak kullanan bir zihniyetin süregelen bir çatışma halini kalıcı bir çözüme tercih etmesi şaşırtıcı olmaz. 

Bugün sorun bir Kürt vatandaşın “ben Kürdüm, dilimi konuşmak istiyorum” demesi değil, bu en doğal hakkını dile getirememesidir. Türkiye, bu soruna yaklaşımı ABD’deki yönetim değişikliklerine göre farklılık gösterecek derecede aciz bir ülke değildir. Ancak ne yazık ki uzun yıllardır devam eden sorunlar için yapıcı bir yaklaşım geliştirilememiştir. İnsanların doğal hakları ve talepleri siyasi şartlar fark etmeksizin tartışmaya kapalıdır. Doğuştan gelen hakların kısıtlanması sadece ve sadece kaosu besleyecektir. Terör örgütlerine karşı ortaya konulacak en etkili mücadele kaynaklarını kurutmaktır. Ancak bataklığı kurutmak varken halen sinek avlamaya çalışıyoruz.

İnancımızın gereği olarak da ifade ediyoruz; Allah’ın ayetleri ile ifade ettiği hakların kısıtlanması ve gasp edilmesi hiçbir koşulda meşru değildir. Biz Saadet Partisi olarak; kucaklaşma ve sevgi ile bütün sorunların çözüleceğini biliyoruz. Elbette bu ülke gibi, toplumsal sözleşmelerin ve yasaların da hepimiz için olması elzemdir. Bunun için de üzerimize düşen sorumlulukların farkında ve bu doğrultuda göreve hazırız.

  1. Sizce Türkiye ekonomisi ne yönde ilerliyor Pandemi süreci boyunca iktidar yeterince vatandaşa gereken desteği verdimi yoksa günü kurtarma politikasını mı uyguladı.Sizin iktidara yardımcı olmak adına bir öneriniz var mı?

Koronavirüs tehdidi tüm dünyayı etkisi altına aldığı gibi ülkemizde de özellikle metropol illerimizi ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu aslında beklediğimiz bir durum idi. Ülkemiz konum itibarıyla transit geçiş güzergâhındadır. Bu sebeple ülke olarak küresel bir salgından etkilenmiş olmamız şaşırtıcı değildir. Tabi ki hâlihazırda tartışılması gereken konu bu salgını en az hasarla nasıl atlatabileceğimiz konusudur. COVID-19 salgınına karşın alınan önlemleri konuşmalıyız. İktidar birçok kriz gibi bu konuda da başlangıçta salgın ile etkin mücadele edildiği izlenimini oluşturma gayreti içerisine girmiştir. Nitekim açıklanan önlem paketlerinin içeriğine baktığımızda bunu daha net anlayabiliyoruz.

İktidarın ilk haftalarda açıkladığı tedbir paketi talihsizliklerle doluydu. Konaklama vergisi, konut kredisi, uçak biletlerindeki KDV oranları ile ilgili düzenlemelerin salgını önleme amacıyla örtüşmediği açıktır. Salgın ile etkin mücadele doğru ve zamanında alınacak tedbirler ile mümkündür. Ancak ilk haftalarda iktidar, sermayeyi koruma refleksi ile bir takım düzenlemeler yapma yoluna gitmiştir. Açıklanan paket, salgının ortaya çıkaracağı sorunlara karşın çözümler sunmaktan uzaktı. Nitekim kısa süre sonra yeni düzenlemeleri yapmak zorunlu hale geldi.

Bundan sonraki süreç için en önemli konu “üretim”dir. Özellikle temel gıda ve temizlik ürünlerinin üretimi son derece önemlidir. Bu konuda dışarıya bağımlı ülkelerin ciddi problemler yaşayacağını öngörmemiz mümkündür. Salgınla birlikte tüketimin artacağı, buna karşılık üretimin ise yavaşlayacağı açıktır. Dolayısıyla, önümüzdeki yakın dönemde temel gıda ürünü ve market ürünü bulamamak riski ile karşı karşıyayız. Olası bir kıtlığa karşı mutlaka önlemler alınmalıdır.

İnsan, yaşamını sürdürebilmek için gıdaya ihtiyaç duymaktadır. Şu gerçeği kavramak gerekir ki; tarlada buğday yetişmezse, ağılda hayvan olmazsa, ırmaktan su akmazsa yaşamın devam edebilmesi mümkün olmayacaktır. 17 yıllık iktidarın rant ve sermayeyi koruma refleksi, geldiğimiz noktada hayvancılığı ve yerli tarım ürünü üretimini alaşağı etmiştir. 2020 bütçesinde faiz için ayrılan para kaynağı, Tarım ve Orman Bakanlığının tamamı için ayrılan para kaynağının üç katından fazladır. Ne yazık ki 17 yıllık sürecin sonunda, bankalar kâr rekorları kırarken, Anadolu’da üretim yapan çiftçimiz geçim sıkıntısıyla çareyi İstanbul’a göç etmekte bulmuştur. Neticede Anadolu boşaltılmış ve insanlarımız metropol kentlerde yevmiyeli işlerde çalışmaya, bankalara geleceklerini ipotek etmeye mecbur bırakılmıştır.

Kendi toprağında üretici olan Anadolu insanımız, büyük şehirlere taşınarak tüketici konumuna düşmüştür. Üretimin azalmasıyla piyasadaki ürün ihtiyacını ithalat ile karşılama yoluna gidilmiştir. Bunun en tipik örneği, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin hemen ardından ilk defa Rusya’dan şeker ithal etmeye başlamış olmamızdır. Üzülerek ifade ediyorum; bugün ulaştığımız noktada temel gıda ürünlerinden, hayvanların yemine kadar dışarıya bağımlı bir ülke haline getirildik. 

  1. Sizce Ak Partinin 18 yıllık iktidarı nasıl geçti sizin nazarınızla değerlendirir misiniz? Sizce ne yaptılar ne yapmadılar neticede Saadet kökenli bir parti iktidarda

Şunu bir defa ifade edelim ki Ak Parti kendi iradesiyle iktidara gelmemiştir. Ak Parti iktidara Batıyla -yani Avrupa ve Amerika’yla- Fetullah Gülen üzerinden ilişkiler kurulması neticesinde gelmiştir. Geliş sebebi ise Türkiye’nin ekonomik, siyasal ve hukuk sistemini inşa etmek için gelmiştir. Sadece Türkiye ile değil, İslam dünyasına da bu çerçevede rol model olmak üzere getirilmiştir.

Bu 18 yıllık süreçte biz bunları gördük ve yaşadık. Peki, ne oldu bu süreçte? Borçlar alındı alınan borçlar üretimi değil, tüketimi artıracak hususlara yatırıldı, kamunun önemli şirketleri zarar ediliyor bahanesiyle özelleştirildi, dış yatırımcılara alan açıyoruz diye yerel üreticilerin beli kırıldı, devleti borçlandırdıkları yetmemiş gibi insanları da bankalara borçlandırdılar. Bu tüketim ekonomi modeliyle çiftçiliği ve hayvancılığı bitirdiler. Köyleri boşaltılar insanları şehirlerde apartmanlara koydular, şehirlerde trafik, kirlilik, işsizlik ve suç oranlarının artmasına neden oldular. İnsanları ya icra dairelerinde ya adliye koridorlarında ya da cezaevlerine girmesine neden oldular.

Dindarlığı artıracağız diyerek dini siyasete alet ettiler, dini kavramların içleri boşaltılar ve haliyle insanların bir kısmını deizme bir kısmını da sembollere yani şekilciliğe ittiler.

İçeride toplumsal barışı baltaladılar dışarıda ise komşu bırakmadılar. Türkiye’yi AB, ABD ve Rusya’nın planlarına alet ettiler.

  1. Dünya da Müslüman ülkelerin hemen hepsinde zülüm kan gözyaşı var sizin bakış açınızda bu durumun değerlendirmesi nedir. Müslümanlar bunu niye yaşıyor yada siz neye bağlıyorsunuz.

Müslümanların yaşadığı coğrafya; jeopolitik konum itibariyle dünyanın kalbini temsil etmektedir. Tarihsel ticaret yolları, dağlar, ovalar, boğazlar ve denizler, başta petrol ve doğal gaz olmak üzere madenler, insan nüfusu haliyle sanayi, askeri ve tüketim pazarı, kültürel ve tarihi zenginliğinden dolayı adeta turizm cenneti gibi her ulusu ve medeniyeti kıskandıracak derecede yer yönüyle zengin bir alandan bahsediyoruz. Böyle bir coğrafyadaki mevcut zillet tablosunu salt içeriden yahut salt dışarıdan bir nedene/nedenlere bağlamamak gerekmektedir. Unutmamak gerekir ki bu sorun sadece bugünün sorunu olmadığı gibi çözümleri de bir günlük değildir.

Parçalanmışlığın sebeplerini özetleyecek olursak; Müslüman coğrafyada ırk ve mezhep gibi farklılıkların çatışma unsuru haline getirilmesi, Müslümanların eğitim, bilim ve teknikten uzaklaşması, adeta celladına âşık olacak derecede Batı ile olan ilişkilerin ısrarla ve tek taraflı olarak sürdürmesi, geçmişten itibaren gelen aile, soy, sop, gösteriş gibi şehvetlerin kurbanı olmaları, günü ve parçayı kurtarmaktan gelecekten ve bütünden uzaklaşması, Batının saydığım hususlarla beraber askeri, ekonomik, siyasi olarak Müslümanları sömürmesi, parçalaması, darbeler yapması ve bir daha ayağa kalmayacak şekilde sistem kurması ve o sisteme içeriden bekçiler bırakmasını sebepler olarak sayabiliriz.                                                                                            

  1. ABD İle Müslüman ülkelerin yöneticilerin bu kadar yakınlaşması neyin alametidir. Artı Filistin meselesi hiç gündeme gelmiyor sizin Filistin hakkında görüşünüzü merak ediyoruz

Bir önceki soruda da ifade etmiştim. Batı İslam ülkelerini kukla idarecilerle yönetiyor. Dolayısıyla bir kişinin iktidara gelmesi veya iktidarda kalması ABD ile olan ilişkilerine bağlıdır. İlişkilerin nedeni budur.

Filistin meselesi demek İsrail meselesi demektir. ABD ise İsrail’in koruyuculuğunu yapmaktadır. Hal böyle olunca İslam coğrafyasında Filistin meselesini gündeme getiren de olmuyor. Filistin hakkında bizim ne düşündüğümüz aslında ortadadır ve İslam coğrafyasına Filistin meselesini öğreten de Milli Görüş hareketidir.

Biz Filistin tek parça şeklinde özgür olmasını istiyoruz. İsraillin suni bir terör çetesi ve Ortadoğu’daki bütün zulümlerin asıl nedeni olarak görüyoruz. Bizim için Filistin meselesi budur.

  1. Son olarak koronavirüs ile ilgili ne söyleyebilirsiniz sizin bir öneriniz vatandaşa var mı?

Pandemi sürecinin en kısa zamanda sona ermesini ümit ediyorum. Tabi pandemi sonrasında da uzun bir süre kalabalık ortamlardan uzak, tedbirlere uygun şekilde yaşayacağız. Hijyen kurallarının ne kadar önemli olduğunu bu sebeple daha iyi kavramış oluyoruz. Salgın süreci ekonomik kültürel ve sosyal birçok yönden hayatımızı etkiledi. Yaşamın normalleşmesi biraz zaman alabilir.

Bu aşamada bütün vatandaşlarımız sorumluluk bilinci ile hareket etmelidir. Hem kendi sağlığı hem de ailesi ve içinde yaşadığı toplumun sağlığı için her birey üzerine düşen vazifeyi yerine getirmelidir. Bu anlamda 3 temel kuralı tekrar hatırlatmak istiyorum; maske, sosyal mesafe ve temizlik…

  1. Ayasofya ile ilgili görüşünüzü aktarabilir misiniz?

Ayasofya’nın tekrar camii olarak faaliyet gösterecek olması önemli bir gelişmedir.  Önümüzdeki ilk İstanbul programında Ayasofya’yı ziyaret ederek vakit namazını orda kılacağım.

Mora Medya & Mora Dergisi adına size çok teşekkür ederim bizimle ile ilgili birkaç söz ederseniz sevinirim Genel yayın Yönetmeni Atilla Adsay Bursa

Çalışmalarınızı takip ediyorum. Bu dönemde alternatif medyanın her zamankinden çok daha değerli olduğunu düşünüyorum. Gayretlerinizden ötürü size ve çalışma ekibinize teşekkür ediyorum, hayırlı çalışmalarınızın devamını diliyorum.