DÜNYA

Ermenistan Kirli emelleri için NATO’dan umduğunu bulamadı

MAGAZİN

Eylül ayı magazin gündemine kavga skandalı oturdu

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev: "21 köy ve 1 kasaba işgalden kurtarıldı"

Ermenistan Kirli emelleri için NATO’dan umduğunu bulamadı

Sözcü Kalın: “Kimin savaş istediği bellidir”

Bursa’da 5 kişinin öldüğü kazan faciasında, fabrika sahibine 5 yıl ceza

Sağlıklı Kentlerde gündem: Pandemi

BURSA VALİLİĞİ BASIN DUYURUSU

ESKİ BAHÇEKAYA’DA SOKAKLAR PARKE TAŞIYA KAPLANIYOR



Coşkun Genç
16.07.2020 16:41:05
Çok güzel yazı, su gibi akıcı bir o kadar felsefi, basit düşünceyle genç öl, cenazen yakışıklı olsun... Ölüm anında görülen ışıklı yol, Atatürkümüz 57 yaşında, peygamberimiz 63 yaşında ölümü tattı... Allah yaşam ikramiyesinin tadına varmayı, ölümüde kolay ve hayırlı kılmayı nasip etsin.

Ali Çelik
16.07.2020 16:54:01
Bu güzel sözü yüreğinle söylemişsin teşekkür ederim

Aytekin ÖZDEMİR
16.07.2020 17:51:25
Süreyya Hanım, Severek takip ettiğim güzel yazılarınıza bir yenisini daha sunmuşsunuz. Kaçınılmazı karamsar olmadan ne güzel irdelemişsiniz. "Kendi yaşamımızın hükümdarı olmak" yaklaşımınız bir harika. Bunu Sevgiyle betimlemeniz kaçınılmaza karşı her türlü karamsarlığı yok ediyor. Ayrıca konuları güçlendiren destekleyicı şiirlerinize hayranım. Başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.

Harun albayrak
17.07.2020 11:21:15
Her yazınız gibi ruhunda damitarak okudum tercüman olmuş dusunduklerime hakka yürüyüşü bu kadar güzel anlatım Mevlana hacı bektaş yunus gibi lerde okumuş idim teşekkürler yüreğinize sağlık.

Berrin Doğan
17.07.2020 13:16:23
Hayatı ve kaçınılmaz son olan ölümü çok güzel ele alan bir yazı. Bir çok kişi için korkunç bir son olan ölümü sevgiyle bağdaştırarak yorumlaması çok önemli. Bu açıdan bakıldığında ölüm bir son değil, yeni bir hayatın başlangıcı, geriye kalan güzel anılarla gönüllerde yaşamak...Süreyya Eren'i bu anlamlı ve felsefî yazısından dolayı kutlar, böyle güzel yazılarının ve başarılarının devamını dilerim.


Süreyya Eren Şair


  HAYATI SEVGİ EMZİRİR

.


      "Yel değirmenlerinin kanatlarında kuşum ben" demişsem de, aynı zamanda bir embriyonun rahim duvarına tutunması orada hayat bulması kadar da yaşama tutunanlardanım.

   Ölümün, ne zaman geleceğini bilmiyoruz,  şu an varız bir sonraki an olmayabiliriz. İnançsal düşünceyle, ölümün vakti gelmiş olarak kabul etsek dahi, ölüm her zaman vakitsizdir.

    Ölümü bilmeyen, yaşamı çözemez.

Ölen her insan geride kalanlara yas ve üzüntü bıraksa da, onlar ölürken bize yaşam aşılarlar. Aynı zamanda üzerimize mistik bir ağırbaşlılığa tekabül eden hâl bırakmış olsalar bile yaşıyor olmamıza şükür sahibi olurken, yapmamız gereken eylemlerimizi hızlandırırız. İşte "karma yasası" devrededir.

    Ölüm büyük küçük herkeste, felsefî düşünceyi var eder.

   "Daha yaşamı bilemiyoruz, ölümü nasıl bilebiliriz ki" der, Konfüçyüs. Ürettiklerimiz, yaptıklarımız, ardımızda bıraktıklarımız mühimdir.

     Derim ki; öyle şeyler yap, öyle yaşa ki seni izleyen ölüm utansın. Çünkü yaşamımızdaki yaptıklarımız geride kalanlara bir nevi talimat olarak kalacaktır.

   Gönül suyumu kalemime aktarırken zaman denen mefhumu durdurduğumu, yalnızlığımın tadını çıkardığımı düşünsem de, aslında siz, yazılarımın ulaştığı değerler, sizlerle kalabalığım ve doluyum.

    Ölüm beni aldığında sizde zerrede olsa bir iz bırakabilirsem sizde yaşayacağımı biliyorum. Bundan dolayıdır ki, var olma serüvenimin sona ermesi beni korkutmuyor. İçinden çıkılması zor, ama yaşaması bir o kadar keyifli olan, bu dünyada kendi yaşamımızın hükümdarı olabilmektir, yaşamı başarmak.

    Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir

   Bir gök gürlese bari diyorum bir sağanak patlasa

    Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik hiç gitmesem

   Oysa ne kadar sakin yeryüzü ipince bir su gibi sızıyorum

   Gecenin tenha göğüne

    Sessizce çekip gidiyorum şimdi sesiz ve kimliksiz

   Belki yine gelirim sesime ses veren olursa.

Diyor Ahmet Telli, dünyaya bıraktığımız, sese geleceğimiz muhtemel, bıraktıklarımız gönüllerde kaldıkça.

    Yaşam, tek başına yarış olsa da ölüme karşı önem arz eden, gözlerimizdeki gülüşü kaybetmemektir.

    Biliyoruz ki; her yeni başlangıç sonun ilk adımıdır.

    Hayatı sevgi emzirir ve büyütür, onun bahçesi herkese açıktır. Bütünü sevmenin yolu, parçalardan geçer.

    Kuşlar, ağaçlar, insanlar. Dünyaya sevginin sütü yeter. Sevgi hayatımızın bereketidir.

Sizlere sunduğum bu Şiir’imden geçişinizi gönülden hissedeceğimi bilmenizi isterim.

 

   YEL DEĞİRMENİ

   Yel değirmenlerinin

   Kanatlarında kuşum ben

   Semaya yükselip sana

    Toprağa eğilip bana yakın

    Çorak gönüllerde avundum

    Bıraktım hoyrata kendimi

    Her gönülden ayrı dilendim seni

   İçimi ürperten yalnızlığımın

   Üşümelerine bıraktım

   Çığlık çığlık sessizliğimi 

    Sen sandım haykırdım

    Yağmura, buluta, gitme diye

   Tutamadım hayatın acımasız ellerini

    Takvim misali kopartıyor beni

    Uçurumlardayım

    İzliyorum yaralarımın kabuğunu

    Yolup gidenleri

    Tek gerçeğin sen olduğu

    Sarıyor benliğimi

    Bekliyorum

    İlah-i emrin ile ömrümün bitimini

    Ruhum kanatlanıyor toprağına

   Giyerken bedenim gelinliğini

   Azrail’in seyredecek, ölümümün güzelliğini.