SİNEMA

Toplumu Değiştirmeyi Hedefleyen Adam: Aamir Khan

SANAT

Hat Sanatı Dünyaya Tanıtılacak

MAGAZİN

Yeni Albüm ile Yurt Dışına Açılıyorum... İddialıyım.

SEYAHAT

MAVİ BAYRAKTA DÜNYA ÜÇÜNCÜSÜ TÜRKİYE’NİN ÖDÜLLÜ PLAJ SAYISI 486 OLDU

Bursa Cuma’ya hazır

“BU MİLLET BÜYÜK BEDELLER ÖDEDİ”

XL Mimarlık+Mühendislik'e

'BTSO’nun UR-GE Projesiyle ABD Pazarına Açıldı

'Başkan Özkan’dan “Türkiye’nin en uzun sahilleri” vurgusu

'Yeni normalde fiziki ofislerin yerini sanal ofisler alacak 

'‘ESNAFIMIZIN YANINDAYIZ’



YAZARLAR


İbrahim Özacar


Anneler günü mü, ana meseleden uzaklaşma günü mü? 

.


Hak geldi batıl zail oldu. Bu ayeti kerime son peygamber hz Muhammed zamanında inmiş olsa da, bütün peygamberlerin  dönemleri için geçerlidir. Zira bütün peygamberler İslam peygamberleridir. 

Hazreti İsa as dan 250 yıl önce batıl yunan inancında, yılın ilk ayları olan bahar aylarında bütün tanrıların tanrıça ların anası ana tanrıçaya adanmak suretiyle, kutlamalar yapılırdı. 
Kendi peygamberlerini ortadan kaldırmakla meşhur olan sapkın kavim, bu sefer aynı aylarda çeşitli festivaller düzenlemek sureti ile sapkınlıklarını artırmaya devam ederdi. Hz İsa'ya atfedilen  kutlamalar gelenek halini alarak günümüze kadar ulaştı. Anneler günü kutlamalarının bizdeki hali; masum hediyeleşme, gönül alma haline dönüştü. İnancımıza aykırı olmayan anneyi sevindirme ve gönül alma girişimine elbette kötü diyemeyiz. Yanlış olan bunu adet haline getirerek, adeta bir vecibe haline gelmesidir."Cennet annelerin ayağı altındadır" inancına sahip bir milletin, kendisinde 2500 yıldan önce başlatılmış bir akıma her yıl daha fazla kaptırarak bununla yetinmiş olmasıdır. Oysa kadim tarihimiz, hiç bir millete nasip olmamayacak büyük kahraman annelerin destansı mücadelesi ve hikayeleri ile doludur. Bizim Yunan tanrılarının sözüm ona tanrılarına atf edilen günü. İkinci dünya savaşından sonra, annesi yaşadığında hakkettiği şefkati göstermediği pişmanlığı ile vefatınden sonra her hafta mezarına bir buket çiçekle giderek, annesini anması ve bunu ABD'de anma ve kutlama günü  haline gelmesinin bizimle ilgisi ne olabilir?? Bu sayfada; tarihe mal olmuş evladından geçmiş, vatanından geçmemiş eli öpülesi gerçek anaları anlatacak olursak bırak sayfayı, ciltler yetmez...

Hepimizin malumu uçak seyehatlerinde hostesler yolcuyu bilgilendirme uyarılarında, kaza anında maskeleri önce kendinize sonra çocuklarınza takın  bilgileri tekrarlanır. Zira sen diri olmazsan çocuğuna bakamazsın, sende ölürsün çocuğunda ölür. 

Şanlı tarihimizde kahraman müslüman kadınların ülkelerinin bağımsızlık arzusu, evlat sevgisinin önüne geçmiştir. Toprakları tehdit söz konusu olduğunda evlatlarından önce vatanlarını düşünmüşlerdir. Zira insanı insan yapan, inandığı değerlerdir. Hürriyet içerisinde yaşaması ve yaşatılmasına bağlıdır, bu sebeple önce vatan esas alınmıştır. 

Bügünkü sınırlarımızın dışında bir anneyi hatırlayalım.Çanakkale savaşında evladını satarak Osmanlı'ya para gönderen pakistanlı bir anne. Vatan için, millet için, nihayetinde Allah için neden vaz geçtiğine bakalım. İlle de kutlanacaksa buyrun Pakistanlı anneyi her daim kutlayalım. 

Çanakkale'de savaşın en kızgın anlarının yaşandığı sıralarda, Pakistanın Mehmet Akif Ersoy'u olarak bilinen, Muhammed ikbal'in öncülüğünde; Pakistan'ın Lahor kentinde, en büyük alanlardan birinde, halkın büyük bir teveccüh gösterdiği muhteşem bir miting düzenlenir.

Mitingin amacı, Çanakkale de göğüs göğüse çarpışan Osmanlı ordusuna yardım ve gönüllü mücahid toplamaktır. Halkın büyük çoğunluğunun fakir olmasına rağmen, meydanlara serilen yardım sergilerine, kulaklarındaki küpelerini, parmaklarındaki alyansları, evdeki eşyalarını satarak elde ettikleri paraları atarlar.Kadim dostluk ve kardeşliğin en güzel örneği bu olsa gerek. 

Muhammed İkbal kürsüye gelir. Gözleri dolu doludur. Birkaç gün önce gördüğü rüyanın mahcubiyeti içerisindedir. Adeta kürsüye sığmıyor. Mikrofona yaklaşır ve halka hitaben, tarihe damga vuracak o müthiş dizeler dökülür ağzından:

“Dedi Hz. Muhammed (A.S.)

Cihan bahçesinden bana bir koku gibi yaklaştın
Söyle bana ne gibi bir hediye getirdin?
Dedim: Ya Muhammed (A.S.) dünyada yok rahatlık
Bütün özlemlerimden umudu kestim artık
Varlık bahçesinde binlerce gül lale var
Ama ne renk, ne koku... 
Hepsi de vefasızdır
Yalnız bir şey getirdim kutlanmıştır tekbirlerle
Bir şişe kan ki eşi yoktur namusudur, vicdanıdır
Buyurun, bu Çanakkale şehidinin kanıdır".. 

İkbal ile birlikte meydandaki herkes hüngür hüngür ağlamaktadır. Gönderilen maddi yardımların yanında bir de içten dualar edilir Anadolu'daki kardeşlerine... 

Meydanların hınca hınç dolduğu o muhteşem günde; yürekleri parçalayan, işte inanç bu kardeşlik bu dedirten olay yaşanır. Zihinlere kazınan olay şöyledir;

Meydandaki muhteşem mitinge kucağındaki yeni doğmuş bebeği ile iştirak eden bir anne, yeni dul kalmış ve verecek bir şeyi de olmadığından eziklik içerisinde kıvranmaktadır.  Fakat birden hızlı ve emin adımlarla uzaklaşır oradan. Nihayetinde zengin bir efendinin konağının önünde durur. Kapıyı çalar ve efendi ile görüşmek istediğini söyler hizmetkarlara. Dilenci olduğunu düşünerek almak istemezler bu kadını. Fakat ısrar eder kadın ve çıkarırlar zengin efendinin karşısına. Efendi sorar ne istiyorsun diye.

Cevap verir kadın; "Bebeğimi sana satmak istiyorum."

O devir de hizmetçi olabilecek küçük yaşta çocuklar satılmaktadır. Fakat bu yeni doğmuş bir bebektir. Hangi anne, canından çok sevdiği yavrusunu ve hangi sebeple satmak istemektedir. Zengin efendi sorar ama cevap alamaz kadından. Merak eden efendi çocuğu alır. Parayı verir kadına ve takip etmelerini emreder hizmetkarlarına. Lahor'daki miting meydanına kadar takip ederler kadını. Çocuğunu satarak elde ettiği parayı kuruşuna kadar meydandaki sergiye bırakır kadın. Hizmetkarlar efendiye anlatırlar olayı. Şaşkınlık içerisinde kalan efendi, bulup getirin o kadını der. Bulur, huzuruna getirirler kadını. Efendi ; Sen söylemedin ama ben seni takip ettirdim ve paranı Çanakkale'ye gönderilmek üzere bağışladığını öğrendim. Bunu niçin yaptığını bana anlatmak zorundasın der.


Kadın, efendiye dönerek, işte İslam Kadını bu dedirtecek ve oradakileri yüreğinden vuracak sözleri söyler;

Şimdi sen diyorsun ki ; Çanakkale'ye gönderilecek bir silah için koklamaya doyamadığın yavrunu niye sattın öylemi ? Osmanlı zayıf düştüğünden beridir, yanıbaşımıza kadar gelen İngilizlerin yaptığı zulümler ortada. Bu gün Muhammed İkbal dedi ki ; Eğer Osmanlının son kalesi olan Çanakkale'de geçilirse, Hilafet kalmaz ve iyi bilin ki sıra sizdedir. Eğer İngiliz buraya da gelir, namusumuza el uzanır, bayrak iner, vatan toprağı düşmanın pis çizmeleri altında çiğnenirse, çocuğum olsa ne olur, olmasa ne olur. İşte bu yüzden hiç tereddüt etmeden sattım yavrumu. İngilizlere köle olacağına size hizmetkar olsun.

Bu muhteşem annenin duruşundan etkilenen zengin efendi dersini alır. Bu sözler üzerine, hizmetkarlarına derhal çocuğu kadına geri vermelerini emreder. Ardından yüklü bir miktar daha parayı   miting meydanına gönderir...
/kaynak küçük dünyada büyük yaşayanlar. M. G. V. Yayınları) 

Demem şu ki; hiç bir konuda boşluk bırakmayacak, vahye dayalı güçlü bir inancımız ve kadim bir tarihimiz var. Kendi değerlerimizi nesillerimizin belleklerine kazıyacağımıza, batının kültür emperylizmine neden alet olalım???