SİNEMA

Günün Film Önerisi

MAGAZİN

Volkan Demirel iznik'te

Serbest piyasada döviz fiyatları

BAŞKAN TABAN’DAN MEVLİD KANDİLİ MESAJI; “BU BİR FIRSATTIR”

İNESMEK MUTFAĞI HİZMET VERMEYE BAŞLADI

Payitahtın eserleri bir tık uzağınızda

Ekrem İmamoğlu, sağlık durumu ile ilgili açıklama yaptı

Karabağ Sorunu Osmangazi’de Konuşuldu

Volkan Demirel iznik'te



Nizamettin
23.09.2020 20:50:11
Satırlar yazarın süsüdür.Hayatında neler yaşadığını bilemezsin ama içinden neler geçtiğini anlayabilirsin.. Hem duygu aktarımı hemde kaynaklı edebi alıntılar.. Her açıdan doyurucu. Tebrikler

Lâmia Mîzaç
6.10.2020 17:40:29
Teşekkür ederim Nizamettin Bey. Kalemle dostluğunuzda ve medya hayatınızda başarılarınız daim olsun. Selam ve dua ile.


Lâmia Mîzaç


ÇİÇEK TEFSİRİ” OKUMAK, BAHÇEYE VARMADAN

.


Merhaba Değerli Okuyucularım;

Keşke hepimizin, ortasında ayna gölü olan bir bahçesi olsa diye içimden geçirdim geçen hafta bir ara. Ruhumuzun her baharda yeni bir elbisesi olması için, eski yapraklarını dökmesi gerektiğini öğrenmiştik geçen hafta yazar Grian’ın Bahçıvan kitabındaki “Yapraklar Döküldüğünde” başlıklı yazısını okuduğumuzda. (Bir önemli ayrıntıyı atlamışım bu arada; kitap Butik Yayıncılıktan çıkmış, emeğe saygı çerçevesinde belirtmek istedim.) Ayna Gölü nasıl bir şey diye kitabın sayfalarında ilerlerken yansımanın ötesinde, gerçeği de gösterdiğini öğreniyoruz.

Bahçıvan, kız ile muhabbeti esnasında “Kendinize iyi bakın, iyice” diyor ve benim aklıma Yunus Emre’mizin şu mısraları geliyor.

“Sen kendini bilmezsen

Ya nice okumaktır.”

“Ağaçların Bilgeliğini” anlatırken kitap, emek verip ilgilendiğimiz bitkilerin bizim ruhumuzu daha iyi bildiğini söylüyor. Çiçek yetiştirenlerin onlarla konuşmalarına tanık olmuşum, geliyor hayalime. Sevenlerini ve okşayanlarını bile yadırgamıyorum artık. En güzel çiçek, herkesin kendi çiçeği olduğunu da biliyorum.

Toprağa süslen demişler bahçe olmuş, tak takıştır demişler çiçeklenmiş oracıkta. “Misafir kabul eder misin? İnsanlık sana konuk olmak istiyor.” diye sormuşlar kiraz, mandalina, muz, vişne, incir, üzüm, biber, domates, fıstık, badem… ne varsa çıkarıp koymuş sofraya, pekmezi, fesleğeni, şerbetine kadar hazır etmiş kara toprak.

Müzik mi istersin dere çağıltısı, kuş cıvıltısı, yaprak hışırtısı, koku mu istersin gül, karanfil, turunç, lavanta, yasemin. Yosun kokusu denizden, okyanustan esintisi, baharatlardan tarçını da saymadan olmaz tabi.

Francis Bacon’un Sevgi Üstüne adlı deme kitabından Bahçeler Üstüne başlıklı yazısını okuyunca bir bahçe alma hayalimin gerçek olmasını daha bir içtenlikle diledim. Bir an için gezindiğimi hissettim tasvir ettiği, büyük ve ihtişamlı bahçede. Çiçeklerin kokusunu duydum mu sayfayı çeviremeyip bir türlü, yeni baştan okuyorken hâlâ bilmiyorum inanın. Kitapta en hoşuma giden bölümün olduğunu söyleyebilirim ama rahatlıkla.

Değil böyle güzel bir bahçeye sahip olmak, misafir olmanın bile bir adabı olduğunu ise günümüz değerli yazarlarından Mustafa Kutlu’nun Hayat Güzeldir kitabından öğreniyorum. Aslında kitap sadece bahçe ve doğa konusunda değil her alanda hayatımızın nasıl güzelleşeceğini en kolay ve anlaşılır aynı zamanda bizden ve yaratanın gösterdiği resimden yola çıkarak anlatıyor. Sadece gezmek maksatlı bağlara, kırlara, bahçelere varmaktan değil, tek bir çiçeği bile hakkıyla görmek, dokunmak, sevmek hatta şükrünü eda etmekten bahsediyor, özellikle Çiçek Tefsiri başlıklı yazısında. Bir an için otobüste, trafikte veya tramvayda o kargaşa içinde kendimi hatırlıyorum, hep bakışlarımın rengârenk çiçeklerde olduğu halimi. Ailecek veya yakın akraba ve dostlarla pikniğe, tarlaya gidildiğinde insanları bezdirecek derecede çiçeklerin, ağaçların, her tür bitkilerin yanından hiç ayrılmak istemeyişimi. Bir minik mavi çiçeğin başına oturup içimden konuşmuşluğum vardır, defalarca hem de. Gelinciklerden gözlerimi alamayışım, yeşilin bile ne kadar çok tonu var diye her seferinde çoğalan hayretim, ayrılırken papatyaların yanında bıraktığım gölge kalbim. Çiçek Tefsiri şu hatırlatmayla bitiyor; “küçük güzeldir.”

Aslında bu güzel, anlamlı ve bir o kadar derin söz daha kaç tefekkür kapısı açar, görmesini, hakkıyla yaşamasını bilenlere?

İçinden geçtiğimiz şu zor zamanlar, büyük, küçük, birbirinden güzel nimetlere, muhteşem düzeni, döngüsü olan tabiata hor davranmamızın intikamını alıyor sanki bizden.

Türkülerimiz anlatır en iyi, eskiden nasıl gözümüz gibi bakarmışız ağaçlara, nehirlere. Değil hor davranmak, destursuz gezmezmişiz: “Yüce dağlar var mı size zararım?” deyip dolanırmışız. Atalarımızın ormana giderken baltalarının ucunu örtüye sarıp sakladığını duymayanınız kalmamıştır.

Ya şimdi? Olur mu demeyin benim içimde ya bir gün kırlar göç ederse korkusu…

Var mıdır sizinde Koca Yunus gibi “sarı çiçeğe” sormuşluğunuz? Sahi çiçeklerle konuşur musunuz?

Aşık Reyhani’ye kulak verecek olursak; “belki derdimize çare bir çiçek” der. Çiçek derde deva olur mu demeyin. İşin içine gönül de girince, derde deva olmakla kalmaz, bahar olur yağar üzerine hüzünlerin.

Küçük, büyük, güzel, iyi ve dahi ağaçların, kırlangıçların, sümbüllerin, mine çiçeğinin dilini çözmek için beraberimizde hep taşıdığımız vicdan ve önümüzde insaf bahçesi olsa keşke şu hayatta.

Eylül biter, güz geçer, hazan da hüzün de yorulur, dağ taş çiçeklenir, bahar olur. Gönül sizlerle söyleşmeye doymaz, kalem yorulmaz da, her sözün sonu olur. Bir gönüllü ödevi olsun mu? Şöyle araya sıkıştırıp, söyleyivereyim. En güzel sonbahar şiirlerinden Temâşâ-yı Hazan şiiri, geçmişimizin önemli şairlerinden Cenap Şahabettin’in. Biraz zahmet edip aslından okumanın tadı başka fakat günümüz Türkçesiyle okumak bile makbul sayılabilir.

Haftaya kısmetse Eylül ayının son günü, sırtını sıvazlayarak lâyıkıyla uğurlamaya çalışırız Eylül’ü.

Çiçekle, ırmakla, aynayla, ilk ve son baharlarla yolumuz hep kesişsin temennisi ile.

Selam ve dua ile.

elif_zeynep1976@hotmail.com