SİNEMA

Mahallede yazlık sinema keyfi

MAGAZİN

RAHATLIĞIN EN ŞIK HALİ YENİ İNCİ’DE

SEYAHAT

BODRUM KALESİ'NİN İKİNCİ ETABI DA ZİYARETİ AÇILDI

Doğru tercih için Büyükşehir yanınızda

Jandarma "Bonzai" Yakaladı

Son 10 Günde Toplam 57 PKK/YPG’li Terörist Etkisiz Hale Getirildi

'dünya genelindeki koronavirüs vaka durumunu açıklandı

'Zincirleme kazaya karışan kadın sürücü kendini görüntüleyen gazeteciye saldırdı

'SAĞLIK İÇİN, HEPİMİZ İÇİN’ DENETİM

'Video çekmek için çıktığı surlardan düştü



YAZARLAR


Hakkı Güleç Uzman Aile Danışmanı


İyi Niyetli ama Kötü Etkili Olmak

.


Kimse çocuğunu olumsuz biri olarak yetişmesini istemez ama iyi niyetli olmak, bazen de kötü etkiyi önlemez. Hangi durumlarda niyetimiz iyi de olsa kötü etkili olabiliriz?

       Psikolog John Broadus Watson, “On iki çocuk” iddiası ile çocuğun nasıl bir insan olabileceği, genetik mirasının, ırkının değil çevre koşullarının belirleyici olduğunun altını çizer.   

                “Bana bir düzine sağlıklı çocuk getirin. Bu çocukların yetenekleri, eğilimleri, kabiliyetleri, mesleki ilgileri ve hatta genetik bağlarına rağmen; ben size rastgele seçtiğim çocuklardan her birini özel alanda doktor, hukukçu, sanatçı, iş insanı, dilenci, hırsız yetiştirmeyi garanti ederim.”  Sözleri ile durumu özetler.   Psikolog J.B. Watson’un  bu değerlendirmesi bize ışık tutar.

    Ülkemizde ise son dönemlerde artan kadın cinayetleri, taciz ve tecavüzlerin en temel nedeni nedir?

     Sorusunu, “insanların yaşam koşullarının nasıl olduğu, nasıl bir ortamda yaşadıkları onların nasıl birisi olacağını belirler” diye cevaplayabiliriz.

          Yaşı ilerledikçe sapıkça davranışlara yönelebilenlerin özellikle çocukluk dönemlerinde çoğunlukla karşı cinslerinden ayrı tutuldukları, sanattan, bilimden, felsefeden uzak denetleyen, yasaklayan baskı altında yetiştikleri gerçeğinden bahsedebiliriz. 

       Devrede olan alt beyni ile olaylar karşısında bencil davranan, hayatı ak-kara, dost-düşman, doğru-yanlış, iyi-kötü ikilemi içinde değerlendirir

     Çünkü bilge beyin diye tanımlanan üst beyin geliştirilmediğinden analitik düşünemeyen muhakeme edemeyen kişi, şekilcidir, öze inemez, kavrayamaz.

     Saç sakal, kılık kıyafet şekli, davranışlarının nasıl olduğundan daha önemlidir.

    Neden-sonuç ilişkisini kurmakta zorlanır. Sorgulama, merak eme, araştırma ve öğrenme azalmıştır.

    Her konuyla ilgili değişmez cümleleri vardır.  Konuştuğu birkaç yüz kelimesi ile bir ömür geçirir. Hayata ilişkin bilgilerinin birbiriyle olan ilişkisini kuramaz.     

        Korkutularak yetiştirildiklerinden dolayı akıl ve vicdani yönden gelişememiştir.

       Alt beynin devrede olduğu bencil ve hazza yönelik davranışları onları tanımlamaya başlar.

      Dünya gerçeklerinden soyutlanmış, çocukluğunu yaşayamamış, gençlik dönemlerinde hurilerle nasıl yaşamı olacağı hayali içinde mantık, muhakeme analitik düşünme yeteneği azalmış sınır ve sorumluk bilinci gelişmemiş, yasaklarla korkularla bastırılmış kişinin fırsat buldukça yasakları deldiğini, çıkara ve hazza yöneldiğini sık gözlemleriz.

 Denetleyen baskılayan korku kültüründe, tüm davranışlarına egemen olan dış denetimdir.

     Dış denetimin azaldığı zamanlarda, kendi kendi ile baş başa kaldığı anlarda, fırsat buldukça “yasak, günah ve ayıp” denilenlere yönelmekten kendini alamaz.

     Bu nedenle, “Bizler aciz insanlarız, birileri bizi yönetmesi gerekir” düşünce biçimleri ile otorite, kendini üreten kısır bir döngü yaratacaktır.

      Korku kültürü ile yetişen otorite hayranı dış denetimli olanlar bağırıp çağıran, yasaklayan ve ceza verenlere sempati ve güven duyacaklardır.

     “O başımızda iyi ki var, o olmasa biz sapıtırız. Arada bir ceza vermesi bizim iyiliğimiz içindir. “Dayak cennetten çıkmadır’ diye boşuna dememişler” inancı içindedir

       Karşı cinsle “yasak, günah ve ayıp” denilerek bir arada olamadığından gelişmiş fantezileriyle fırsat buldukça sapkın davranışlara yönelme eğilimi artacaktır.  

       Kadını insan olarak göremeyen, kişi olarak değil de dişi olarak gören, otoriteyi yücelten ülkelerin sanat, bilim ve felsefe konularıyla çok da ilgili olmadıkları, patentli buluşlara uzak kaldıkları, hazza yönelik yaşamlarını hayatlarının merkezine aldıkları bilinen durumlardır.

Faziletli İnsanın Yetişmesini Sağlamak

     Baskılayan, denetleyen, yöneten, güven duymayan ve gelişim sorununa neden olan korku kültürü yerine insani değerleri önemseyen, insani olan, değerler kültürü faziletli insanların yetişmesini sağlar.

        Değerler kültüründe insan yerine konulma, sevgi, saygı, değerli olma, önemsenme içinde yetişen insanlar ruhsal, sosyal ve bedensel yönden daha sağlıklı olurlar.

      Sağlıklı aile ortamında yetişen çocuklar duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade ederler, alınan kararlarda onların da görüşleri alınır.

     Ne demek istediği yargılamadan, suçlamadan utanca boğmadan, anlamasına dinlenir.

     Değerler kültürü içinde yetişenlerin sınır ve sorumluluk bilinci gelişir.

     Değerler kültüründe “Sevgi-Disiplin Dengesi” en sağlıklı dozundadır.

      Herkes durumunun gerektirdiği rollerinin ne olduğunun farkındadır.

     Kitap okuma kültürü gelişmiştir. Evlerde kitaplık vardır.

     Çoğu ailede haftanın belli gününde yapılan sohbet toplantılarında gündeme ilişkin konular konuşulur.

      Gelişmiş iletişim becerileri sayesinde kısa, net anlaşılır dilden, onlara değil onlarla konuşulur.  Olumlu cümleler kullanılır. Yargılamayan, ötekileştirmeyen kötü hissettirmeyen cümlelerle duygu ve düşünceler ifade edilir.

     Dinleme anında söz kesilmez, yargılama olmaz, anlamasına dinlenirken, konuşan kişi de  “anlaşılıyorum önemseniyorum” duygusu yaratılır.

     Değerler kültüründe yetiştiğinden dolayı özgürleşmiş aklı ve vicdanı, gelişmiş sınır ve sorumluluk bilinci ile insanların davranışlarını yöneten iç denetimleridir.

     İç denetimi güçlenmiş insanlar insancıl davranışlar sergilerler, kendilerine yakışan şekilde davranmaktan mutlu olurlar onlar için hiçbir denetime asla gerek olmaz çünkü iç denetimleri güçlenmiştir.

   Korku kültürü yozlaşma nedenidir.

   Değerler kültüründe faziletli insan yetişir.