Murat GÜÇYILMAZ


Londra’dan mesaj var: “İstanbul’u çok özledim”

Londra’dan mesaj var: “İstanbul’u çok özledim”


Londra’dan mesaj var: “İstanbul’u çok özledim”

Sosyoloji ile ilgili yoğun bir okuma maratonunun ardından geriye dönüp baktığımda belki onlarca fikrin birbiri ile olan zıtlığı, rekabeti, alternatif oluşları zihnimde canlanıyor.  Her yeni arayış ve çözüm önerisi bir öncekinden farklılıklar gösteriyor. Ama hemen hemen hepsinde var olan ortak özellik; toplumsal olaylarla ilgili teşhis koyma kabiliyetlerinin yanında tedavi özelliklerinden oldukça uzak kalmalarıdır.

Söz Sosyoloji’den açılınca merhum Nurettin Topçu’nun şu sözleri bizi yeniden düşünceye ve yeniden büyük bir sorumluluğa itiyor. Diyor ki üstad: “Bir gün mutlaka muvaffak olacağımıza, muvaffakiyetin de ruhları ve kalpleri fethetmek demek olduğuna inanıyoruz. Yirminci asrın  çölünde yolunu şaşırmış, yeise düşmüş, kafileleri nerede ve kimin olursa olsun kurtaracağımıza inanmayanlar bizden değildir. Zira "Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir!"

Yakın çevremden bazı gençler sık sık Avrupa’ya gidiyorlar. Her birinde ilk gidişlerinde gördüğüm heyecana diğer seyahatlerinde şahit olamıyorum. Batının görünen yüzünün  ardında keskin bir acı gerçeği oraları daha yakından tanımaya başladıklarında keşfediyorlar. Bu keşif beraberinde büyük bir hayal kırıklığı getiriyor. Batı bir süs bitkisi gibidir. Dışı çok güzel, ama içi bomboş… İnsanı merkeze koymaktan oldukça uzak.

Ne demişti ABD Başkanı Trump: “Petrolü çok seviyoruz. Petrol için Suriye’de her şeyi yaparız”  İşte Batı denilen efsanenin gerçek yüzü.

Dünyanın geleceği bizim elimizde. Bu topraklarda kurulan gönül devleti hala dünyaya konuşuyor, dünyanın görmezden geldiği birçok olumsuzluğu göğüslemeye çalışıyor, kuru sloganlar yerine müesseseleriyle birilerine merhem olmaya çalışıyor.

Dünyaya her zaman bir şeyler veren bu medeniyet yeniden dünyanın umudu olmaya başlamıştır.  Bu medeniyetin mensubu olan her gencimiz, kendisine bir ülke seçmeli, oradan arkadaşlar edinmeli ve medeniyetimizin neden tek umut haline geldiğini mutlaka anlatmalıdır. Her gencimiz önümüzdeki on yılları göz önüne alarak mutlaka en az bir yabancı dil öğrenmelidir.

Bana bazı arkadaşlarım nasıl bu kadar emin olduğum konusunda sorular soruyorlar. Eminim okurlarımız da bunun farkında. İşte cevabı: Geçen hafta İngiltere hayranı olan ve yakından tanıdığım bir gencimiz Londra’dan geldiğinde bana çok manidar bir şekilde şöyle dedi:

-İstanbul’u çok özledim…