DÜNYA

Ermenistan Kirli emelleri için NATO’dan umduğunu bulamadı

MAGAZİN

Eylül ayı magazin gündemine kavga skandalı oturdu

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev: "21 köy ve 1 kasaba işgalden kurtarıldı"

Ermenistan Kirli emelleri için NATO’dan umduğunu bulamadı

Sözcü Kalın: “Kimin savaş istediği bellidir”

Bursa’da 5 kişinin öldüğü kazan faciasında, fabrika sahibine 5 yıl ceza

Sağlıklı Kentlerde gündem: Pandemi

BURSA VALİLİĞİ BASIN DUYURUSU

ESKİ BAHÇEKAYA’DA SOKAKLAR PARKE TAŞIYA KAPLANIYOR




Mehmet Emir Aksoy Siyaset Bilimci


Savaş Başlıyor

Savaş Başlıyor


Milenyum çağının başlangıcı olarak kabul edilen 2000’li yıllarda, endüstri ve sanayileşmenin büyük bir ivme kazanmasıyla “Enerji ihtiyacı ve enerji kaynaklarının kontrolu" hayati önem arz etmiş ve yepyeni bir çağ başlamıştı. Sanayileşmelerini günden güne güçlü konuma getiren AB, ABD ve ve Çin yeni enerji hinterlandları oluşturmak isterken bu kaynakların en yoğun olduğu alanları deyim yerindeyse cehenneme döndürmek noktasında şüphe duymayacak kadar emperyal mevziler açmak istediler. Dünyanın jandarması konumunda olan ABD, işlenmesi kolay ve güçlü petrol kaynakları olan Irak’ın kimyasal silaha sahip olduğu iddiasıyla hedef haline getirip görülmemiş bir sömürge vizyonu ortaya koydular. Ortaya konan bu yeni dünya düzeninde petrol ve gaz rezervi olan ülkeler hem hayallerinde ki çağı yaşayacaklar hem de ülkeleri kabusa dönecekti. Irak’la başlayan bu süreç, tarihsel ve kültürel bağımızın olduğu Libya’yı da vuracaktı. Elbette 48 milyar varil petrol rezervi, 54,6 trilyon ispat edilmiş doğalgaz kaynakları olan Libya küresel simsarların iştahını kabartacaktı. Nitekim de hazin son gerçekleşti. Henüz 27 yaşında Kral İdrisi kansız bir darbeyle deviren Muammer Kaddafi, Türkiye’de askeri eğitim almış biriydi. Üstelik Kral İdris Türkiye ziyareti üzerinden zaman geçmeden bu hadise gerçekleşmişti. Libya’nın devrik Devlet Başkanı Albay Muammer Kaddafi hem Afrika’da hem de Arap dünyasında en uzun görev yapan lideri olmasında Türkiye’nin de katkısı azımsanamayacak kadar fazlaydı. Zira millileştirdiği Libya petrolleri karşılığında kazanılan dövizleri ile Türk iş insanlarına yaptırdığı altyapı ve bayındırlık işleriyle ülkesinde çok güçlü bir konum edinmişti.


Avrupa ülkelerine ürettiği petrolün neredeyse yüzde doksanını satacak konuma gelen Libya 2009 yılında BM genel kuruluna davet edilmişti. Libya lideri Albay Muammer Kaddafi kendisine ayrılan 15 dakikalık süreyi 90 dakika kullanmış ve şaşkın bakışlar içerisinde BM mutabakatnamesini yırtıp salona atmıştı. BM Güvenlik konseyini ise İŞİD benzeri bir terör grubu olarak lanse etmişti. Bu hadise sonrası da karşılacağı hazin son adım adım kendisini yakalamak üzereydi. Küresel sırtlanların istedikleri olmuştu. Artık Libya açıktan hedef alınabilecek oldukça özel bir yem konumundaydı. Takvimler 2011’i gösterdiğinde sözde bir insan hakları savunucusunun öldürülmesiyle başlayan süreç Libya’yı emperyal güçlerin dijital ve yazılı medyayı kontrolüyle akıl almaz bir sürece sürüklemişti. Muammer Kaddafinin terörist olarak lanse ettiği BM Güvenlik Konseyi, Libya’yı uçuşa yasak bölge ilan etti ve ardından NATO’nun hava saldırısı başladı.


Hazin son…
Yaralı olarak doğduğu şehirde yakalanan Muammer Kaddafi’nin öldüğü duyuruldu ve Libya’da güçlü olan 84 kabile kendi yol haritalarını çizdi. Neredeyse 20 yıldır sürgünde olan General Hafter, ABD’den döndü ve Libya Ulusal Ordusunu kurdu ve Libya üçe bölündü. General Hafter’in karşı cephesinde, BM tarafından resmi olarak tanınan Trablus hükümeti, Katar, Türkiye ve İngiltere desteğini alarak Faisal Saraç’ın liderliğinde kuruldu. Oluşan tüm cephelerin önemsediği hadiseler Libya’nın Doğu Akdenizdeki stratejik konumu, kıta sahanlığı ve ekonomik münhasır bölgesiyle beraber günlük 1.6 milyon varil petrol ve yıllık 590 milyar metreküp doğalgaz üretimiydi. Dünyanın süper güçlerinin satranç tahtası haline gelen Libya’da, tarihsel, kültürel bağımızın olduğu hatta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün cephe savaşında bulunduğu Libya’da Türkiye’siz bir oyun kurulabilmesini hayal etmenin yersiz bir umut olduğu inancı içerisindeyim. Ülkemiz ve yaşadığımız bölgenin gerçekleri gereği Türkiye’nin bölgesel bir aktör konumu, tarihsel altyapımız ve coğrafi vizyonumuzun bir parçası olmasıyla beraber Türkiye’nin emperyal güç sevdası olmadan Libya’da asker bulundurması yaşadığımız coğrafyanın umudu olmaktadır. Türkiye’nin bütünleştirici gücü Ortadoğu ülkeleri adına bir umut kaynağıdır. Yapıcı ve yapıştırıcı bir güç olan ülkemizin tarihsel alt yapısı ve üstün Devlet geleneği kimsesizlerin kimsesi, umutsuzluğun umududur.


Sevgi ve Saygılarla
Siyaset Bilimci 
MEHMET EMİR AKSOY