Tarihin en yıkıcı ve en ölümcül kasırgası

Samuel Colt Kimdir?

Dünya’daki insanlar tarafından yapılan en büyük yapı

İlk En Büyük Uzay Teleskobu

Rudolf Diesel Kimdir?

Dünyanın 5 Doğal Harikası

Orta Çağdan kalma tarihi eserleri ile ünlü şehir Dubrovnik

18. Yüzyıl’da yapılan yağlı boya tablosu

Vanmour Okulu-Sohbet

Roma Heykel Sanatı

Roma Heykel Sanatı Hakkında Bilgiler

Mısır Heykel Sanatı Hakkında Bilgiler

Mısır heykel sanatı nasıldır

Balmumu Heykel sanatı nedir?

Balmumu Heykel Sanatı Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

İzleyenler üzerinde etki bırakan en iyi psikolojik filmler

Tüm zamanların en iyi fantastik filmleri

Usta Oyuncu James McAvoy’un sevilen 5 filmi

Netflix’te izlenebilecek 10 popüler dizi

Efsane Aktör Samuel L. Jackson Filmleri

Polisiye Film Severlerin Mutlaka İzlemesi Gereken 5 Film

Tom Hanks’ın Yer Aldığı Sevilen Filmler

Nadir hastalık sahibi bireyler, yıllık hane gelirlerinin %30’unu tedaviye harcıyorlar 

Mutlu Olmak Sizi Nasıl Daha Sağlıklı Yapar?

Doğum Sonrası Depresyona Ne Sebep Olur?

Metabolizmanızı Güçlendirmenin 10 Kolay Yolu

Kahve’nin Metabolizmanıza Etkileri Neler?

Kilo vermek isteyenler için yaşam tarzı değişiklikleri

Boyun ve Omuzlarınızdaki Strese Bağlı Gerginliği Azaltmanın 5 Yolu



YAZARLAR


Dr. Muhammed Bozdağ


"Şefaat ya Rasulallah!"

.


"Şefaat ya Rasulallah!" demenin şirk olduğunu söylüyorlar. Sürekli dilimizde oysa! Nedir bunun doğrusu hocam?

Cevap: Manasının derinliğini bilmeyen bir bilgisiz söylerse manasını bilmediği ve de öğrenemediği için ümit ederim ve temenni ederim ki Allah affeder... Bu şekildeki duayı sünniler derler. Buna karşılık Caferiler veya Aleviler benzeri manada, medet (kurtar beni) ya Ali, ya Hüseyin derler. Onlar da imdadı, kurtarılmayı sünniler gibi, Allah yerine Peygamberden değil de Allah yerine itikatlarının merkezindeki en önemsedikleri din büyüklerinden isterler. Hıristiyanlardaki, "kurtar beni ey efendim/rabbim İsa" (Save me my Lord) ifadesinin anlamını da hatırlatıyorum bu bağlamda. Bu söylemin müslümanların diline, muhtemelen yakın bir tarihte, hristiyanlardan geçtiğini düşünüyorum.

Allah'ın tek ve mutlak hakimiyetini inciten bu hatayı, sonradan oluşturulan salavatlara da karıştırdı müslümanlar. Mesela sela okunurken, Peygamberimiz sanki yanı başımızda, bizi duyuyor imiş gibi, dua ederken "ey Allah'ın Rasulü" diye hitap ediliyor.

Dile dikkat edelim: "Bana şefaat et ey resulullah" dediğiniz zaman, diliniz Allahı atıyor bir yana ve dua hitabınızın muhatabı Allah değil peygamber oluyor. Oysa ki, "Allah'ım, bana resullulahın şefaatini nasip eyle." deseydiniz Kuranda emredildiği gibi, doğrudan Allah'a dua etmiş sayılırdınız.

Şimdi dildeki bu korkunç bozulmaya karşı müslümanları uyardığınız zaman, bilinçsiz, taklitçi veya ingiliz vesayetçisi müslümanlar Allah'ın Kuran'ına savaş açarcasına, size vehhabilik iftirası yapıştırıyor ve böylece hayırlı amellerini ateşe atıyorlar.

Müslümanlar asırlarca pek çok günahlar işlediler ama Allah'ı peygamberimizin gerisine itme, Allah yerine peygambere dua etme gafletine salavat örneğindeki gibi düşmediler. Ta ki, peygamberimizin vefatından 700 yıl sonra Memlüklüler bu adeti başlattı ve taklitçilerin, bu hatayı düzeltmeye çalışan samimi Allah kullarına saldırarak Allah'a savaş açmaları nedeniyle de kimse bu tür hataları düzeltmeyi başaramıyor.

Peki islam ümmetine, yüreklerde tam tevhidin inşasını engelleyen bu korkunç kötülük neden yapıldı? Bu adeti başlatanlar hangi itikatla bunu yaptılar?

Birinci ihtimale göre şöyle inandılar: Peygamberimiz de, vefat etse de tıpkı Allah gibi heryerde hazır ve nazırdır. Ya Rasulallah diye ona hitap edince hemen gaibden sesimizi duyar... Dolayısıyla Peygamberimize bir duamızı Allah'ı aracı kılmadan, doğrudan iletebiliriz.

-İkinci muhtemel itikada göre evet, her yerden bizi işiten, gören, bilen, yani hazır nazır sadece Allah'tır. Lakin biz Ya Rabbi diye hitap etmek yerine, Ya Rasullallah dersek, Allahın hakimiyeti bundan incinmez, zaten Allah peygambere ulaştırır. Allah'ın adını geçirmeden doğrudan Peygamberine yalvarsak, bu Allah'ın tek, mutlak hakimiyetini rencide etmez diye düşünülür.

Belki üçüncü bir düşünce şöyle olabilir: Biz bunları düşünmüyoruz. Ne peygambere dua ediyoruz o hitapla ne de Allah'a... Sadece bir şiir veya söz okuyoruz. Mecazi olarak, böyle anlamları önemsemeyerek... Din çocuk oyuncağı değildir. Şiirde, masalda her türlü hayali seslendirirsiniz, taşı konuşturur, kediyi kanatlandırırsınız. Ama dini terminolojiyi siir, masal, edebi sanat eğlencesi yaparsanız, akıbetiniz ateş olur. Bu yüzden, bu düşünce tarzını hiç ciddiye almıyoruz.

İtikadınız ikincisi ise zorunuz nedir kardeşim? Madem sizi tek duyanın Allah olduğuna inanıyorsunuz, doğrudan Allah'a hitap ederek dua etseniz canınız mı çıkar? Dindarlık gösterisi mi yapıyorsunuz?

Birisi de çıkıp, ben yazdığınız niyetle söylemiyorum. Ya rasulllah diye duaya başlıyorum ama Allah'ı kast ediyorum derse, Allah'tan kork deriz. Cahil belki affedilir, kurtulur. Ama kibri yüzünden hakkı öğrenemeyen cahil kurtulamaz.

Sana ilim geldi şimdi. Böyleyken kibir seni hakka sahip çıkmaktan men edecek mi? "Şiirimde şarap derken kasdım berrak sudur," diyeceğine, berrak su desen, melekler de, duyanlar da ağzından doğrusunu duysa ve anlasa ne kaybedersin? Hakka karşı bu inadın ve kibrin seni Allah'ın rahmetinden tard edecek. Basit ve küçücük ve çok kolay bir düzeltmeyi buracıkta yapmaktan seni men eden şeytandan başka nedir?

Müslümanların bugün bin parça olmasının ana sebebi islam alimlerinin dilleri ve üsluplarındaki beceriksizliklerdir. İçerdiği anlam farklılığını küçümseyerek kurdukları muğlak cümleler sözü farklı anlayan nesillerin itikatları arasında uçurumlar oluşturdu.

Her mürşit irşat edemez. Dili kusurlu kullananın dine hizmeti de kusurludur. Gerçek mürşit, dilinden çıkan sözün kast ettiği gibi anlaşılabilmesi uğrunda kılı kırk yarandır. Niyetin ne ise dilinin de ona tam uyması için Allah'ın sana verdiği aklı azimetle kullanmazsan, Kuran'a göre pislik içerisinde kalacaksın ey müslüman. Öyle ise, dinini öğrendiğin derecede dilini de doğru öğrenmek zorundasın.

Ne melekler okur senin kalbinde gizli niyetini, ne cin ve ne de şeytan bilir. Allah niyetini bilir ama şeriat seni zahirinle karşılar. Allah sana niyetinin karşılığını verir, ama o niyeti gücün yettiğince doğru ifade etmeye çalışman şartıyla. Madem bilinçlisin, kalbinle dilinden çıkanın anlam birliğini sağlamaya azmetsen ne olur!

Buraya kadar, Allah'a ve onunla beraber başka birisine daha dua etmenin anlamı üzerinde durduk. Bizi bundan men eden Kur'an ayetlerinden birini de nakletmeden geçmeyelim: Kasas, 88 Ve la ted'u meallahi ilahen ahar, la ilahe illa hu..." Allah ile birlikte başka bir ilaha dua/hitap etme. Allah'tan başka ilah yoktur. ..." (Ted'u, dua, çağırma, hitap etme, ey, ya gibi...)

Sorudaki, peygamberimize hitap edilerek yapılan duanın ima ettiği anlamlara ve Allah'ın rahmetini nasıl incittiğine gelince... “Ey Allah'ın elçisi, bana şefaat et, yani kıyamet günü cehenneme düşme tehlikesi yaşayacağım sıra benim kurtulmam için Allah'a karşı aracı ol. Sen aracı olmazsan Allah beni ateşe atacak. Benim doğrudan Allah'a hitapla başlayan duam affedilmeme yetmiyor. Ama, benim kendim için yalvarmamı reddetse de seni kıramaz Allah. Sen benim için dua edersen beni affedecek. Sen bana şefaatçi ol, benim için Allah'tan ricacı ol ki bana acısın ve beni ateşe atmasın!" demektir bu.

Zamane Müslümanlarının çoğu Kur'ana öylesine yüreklerini kapadılar ki, şefaatin ne olduğunu bile Kuranın bildirdiği gibi anlayan yok neredeyse... Kimisi şefaat var diyor, kimisi de yok diyor ve iki taraf da akıllarını ihlasla kullanarak anlamaya çalışmadıkları için zannlarında yanılıyor. Doğrusunu öğrenmek isteyen, Sonsuzluk Yolculuğu kitabımıza bakabilir.

"Ey Rabbimiz bizi bağışla. Kıyamet günü bize rahmetini, mağfiretini ve peygamberimizin şefaatini nasip eyle."

İşte Allah'ın emrine uygun olan dua şekli budur. Allah bizi kibirleri yüzünden kalpleri mühürlenen akılsız müslümanların fitnelerinden korusun.