SİNEMA

Mahallede yazlık sinema keyfi

MAGAZİN

Berkay'dan, özel sahnede özel şarkılar...

SEYAHAT

BODRUM KALESİ'NİN İKİNCİ ETABI DA ZİYARETİ AÇILDI

Türkiye'deki Güncel Durum

Bursa İtfaiyesi 7/24 Hazır

Bursa'da trafiği denetleyen Soylu, çocuklara polis düdüğü dağıttı

'BAYRAM SÜRESİNCE 290 TON KURBAN ATIĞI TOPLANDI

'İZMİR MENDERES ORMAN YANGINI 22 SAAT SONRA KONTROL ALTINDA

'TSE BURSA BAŞ ARAŞTIRMACISI MEHMET UĞUR ÖZDENİZ’E VEFA YEMEĞİ

'Hijyenik Tesis Ekonomiye Can Kattı



YAZARLAR


Mehmet Emir Aksoy Siyaset Bilimci


Tarihin her devrinde sıcak çatışmalar

.


” Tarihin her devrinde sıcak çatışmaların odağı olan Orta Doğu’da hızla devam eden vekalet savaşları, bölge ülkelerinin süreklilik arz eden manevralarıyla, gün be gün şekillenmektedir. Sömürge güçlerince tutsak edilen insanlar Bölge ülkelerini incelerken iki önemli tarih karşımıza çıkar. Bunlardan ilki 1971 yılıdır. Zira 1971 yılına kadar bölge ülkeleri ,Birleşik Krallığın sömürgesi olduğunu unutmamak gerekir.

Birleşik krallık 71 yılı itibarıyla bölgeden çekildiğini, Dünya kamuoyuna deklare etse de bölge ticaretini ve yönetim kademelerini resmi olmayan temsilcileriyle yönetmektedir. Dolayısıyla, Vekalet savaşları dediğimiz bu süreçte, en önemli aktörlerden biri, İngiltere’dir.

Birleşmiş Millete bağlı 21 Arap ülkesinin ekseriyetiyle, ABD-Birleşik Krallık ve selahiyetinden sorumlu oldukları, İsrail’le beraber kurdukları şer üçgeniyle, etki alanlarını, Türkiye, İran, Rusya gibi ülkelere karşı forse etmeye çalışmaktadır. Bölge’de güç savaşı veren ikinci cephenin vekilini de ülkemiz, Türkiye’nin de içinde olduğu bu blok oluşturmaktadır. Yazımızın başında bahsettiğimiz gibi yakın tarihte iki önemli tarihten bahsetmiştik.

Birleşik Krallığının, bölgeden çekilmesi sonrası ,sıcak çatışmaların mikro ölçekte yaşandığı bu coğrafyada ikinci milat 91 Körfez savaşıdır. Körfez savaşıyla bölgeye kıtalar ötesi sıcak çatışmalara taşıyan süreç başlamış olup, öncesinde 80-88 İran-Irak savaşıyla zayıflatılmış Saddam Rejimine, güçlü bir hava saldırısı yapılmış ve bölge ülkeleri test edilmiştir.

Bölge ülkelerinin bu süreçte sessiz ve güç odaklı faaliyet planları, ABD-İngiltere-İsrail cephesini daha ofansif siyasal hatlara çekmiştir. Ortadoğu’da 91’den günümüze kadar birçok kanlı ihtilaller gerçekleştirilmiş kimi zaman da NATO destekli saldırılarla, birçok rejim yerle bir edilmiştir.

Geçen süre zarfında, böl-parçala-yönet stratejisiyle, Dünya’nın en güçlü petrol rezervleri “Exxon Mobile” tarafından gasp edilmiştir. Arap Baharı süreciyle de devam eden “gasp” süreçleri, Ortadoğu’da iki ülkenin konumunu vekaletçi, konumuna sabitlemiştir.

Bu vekil konumunda olan ülkelerden biri, Prens Selman’ın başını çektiği, Suud ailesinin yönettiği, vahşi kabile konumunda Suudi Arabistan’dır Türkiye’ye karşı her fırsatta, düşmanlık belirtileri gösteren, Suud Kabile Devleti, Devlet olma nezaketinden yoksun olmakla beraber, Arabistan halkına ait petrol rezervlerini, süper güçlere peşkeş çeken, küstah bir muz cumhuriyeti konumundadır.

Bir diğer vekaletçi ise, Türkiye’nin, terör yuvalarına karşı meşru müdafaa haklarını her fırsatta kınayan Birleşik Arap Emirlikleri’dir. Resmi olmayan İngiliz sömürgesi konumuyla, Türkiye’ye küstahça ve alçakça kınamalarda bulunan BAE, Arap Baharında, Darbeyle göreve gelen SİSİ’yi destekleyerek, meşru olmayan hakların destekçisi olduğunu ispat ve isnat etmiştir.

Suudi Arabistan ve BAE’nin alçak ve küstahça bu tavırlarının en temel sebeplerinden biri, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’da güçlü bir oyuncu konumunda olmasıdır. Bağımsız dış politika unsurlarından yoksun bu iki kabile devletçiği, Küresel güçlerin Orta Doğu masası şefi oldukları sürece, karşılaştıkları her iç ve dış tehditlere, Türkiye’yi sorumlu göstermeleri acizliklerinin ispatlarıdır. Bu bağlamda, Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren, “bir damla petrolün bir damla kandan” daha muktedir olduğunu düşünen zihniyetlerin maşası olan iki ülkenin halk desteğinden yoksun olmaları ve ülkeyi meşru olmayan bir gasp yöntemiyle yönetmeleri dolayasıyla meşruiyetinin Türkiye tarafından yok hükmümde sayılması elzemdir.

” Tarihin her devrinde sıcak çatışmaların odağı olan Orta Doğu’da hızla devam eden vekalet savaşları, bölge ülkelerinin süreklilik arz eden manevralarıyla, gün be gün şekillenmektedir. Sömürge güçlerince tutsak edilen insanlar Bölge ülkelerini incelerken iki önemli tarih karşımıza çıkar. Bunlardan ilki 1971 yılıdır. Zira 1971 yılına kadar bölge ülkeleri ,Birleşik Krallığın sömürgesi olduğunu unutmamak gerekir.

Birleşik krallık 71 yılı itibarıyla bölgeden çekildiğini, Dünya kamuoyuna deklare etse de bölge ticaretini ve yönetim kademelerini resmi olmayan temsilcileriyle yönetmektedir. Dolayısıyla, Vekalet savaşları dediğimiz bu süreçte, en önemli aktörlerden biri, İngiltere’dir.

Birleşmiş Millete bağlı 21 Arap ülkesinin ekseriyetiyle, ABD-Birleşik Krallık ve selahiyetinden sorumlu oldukları, İsrail’le beraber kurdukları şer üçgeniyle, etki alanlarını, Türkiye, İran, Rusya gibi ülkelere karşı forse etmeye çalışmaktadır. Bölge’de güç savaşı veren ikinci cephenin vekilini de ülkemiz, Türkiye’nin de içinde olduğu bu blok oluşturmaktadır.

Yazımızın başında bahsettiğimiz gibi yakın tarihte iki önemli tarihten bahsetmiştik. Birleşik Krallığının, bölgeden çekilmesi sonrası ,sıcak çatışmaların mikro ölçekte yaşandığı bu coğrafyada ikinci milat 91 Körfez savaşıdır.

Körfez savaşıyla bölgeye kıtalar ötesi sıcak çatışmalara taşıyan süreç başlamış olup, öncesinde 80-88 İran-Irak savaşıyla zayıflatılmış Saddam Rejimine, güçlü bir hava saldırısı yapılmış ve bölge ülkeleri test edilmiştir. Bölge ülkelerinin bu süreçte sessiz ve güç odaklı faaliyet planları, ABD-İngiltere-İsrail cephesini daha ofansif siyasal hatlara çekmiştir.

Ortadoğu’da 91’den günümüze kadar birçok kanlı ihtilaller gerçekleştirilmiş kimi zaman da NATO destekli saldırılarla, birçok rejim yerle bir edilmiştir. Geçen süre zarfında, böl-parçala-yönet stratejisiyle, Dünya’nın en güçlü petrol rezervleri “Exxon Mobile” tarafından gasp edilmiştir. Arap Baharı süreciyle de devam eden “gasp” süreçleri, Ortadoğu’da iki ülkenin konumunu vekaletçi, konumuna sabitlemiştir.

Bu vekil konumunda olan ülkelerden biri, Prens Selman’ın başını çektiği, Suud ailesinin yönettiği, vahşi kabile konumunda Suudi Arabistan’dır Türkiye’ye karşı her fırsatta, düşmanlık belirtileri gösteren, Suud Kabile Devleti, Devlet olma nezaketinden yoksun olmakla beraber, Arabistan halkına ait petrol rezervlerini, süper güçlere peşkeş çeken, küstah bir muz cumhuriyeti konumundadır.

Bir diğer vekaletçi ise, Türkiye’nin, terör yuvalarına karşı meşru müdafaa haklarını her fırsatta kınayan Birleşik Arap Emirlikleri’dir. Resmi olmayan İngiliz sömürgesi konumuyla, Türkiye’ye küstahça ve alçakça kınamalarda bulunan BAE, Arap Baharında, Darbeyle göreve gelen SİSİ’yi destekleyerek, meşru olmayan hakların destekçisi olduğunu ispat ve isnat etmiştir.

Suudi Arabistan ve BAE’nin alçak ve küstahça bu tavırlarının en temel sebeplerinden biri, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’da güçlü bir oyuncu konumunda olmasıdır. Bağımsız dış politika unsurlarından yoksun bu iki kabile devletçiği, Küresel güçlerin Orta Doğu masası şefi oldukları sürece, karşılaştıkları her iç ve dış tehditlere, Türkiye’yi sorumlu göstermeleri acizliklerinin ispatlarıdır.

Bu bağlamda, Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren, “bir damla petrolün bir damla kandan” daha muktedir olduğunu düşünen zihniyetlerin maşası olan iki ülkenin halk desteğinden yoksun olmaları ve ülkeyi meşru olmayan bir gasp yöntemiyle yönetmeleri dolayasıyla meşruiyetinin Türkiye tarafından yok hükmümde sayılması elzemdir.