Bugün, 24 Ekim 2020 Cumartesi
SİNEMA

Günün Film önerisi

MAGAZİN

Çalgıcı Mektebi’nden  “Sonbahar Tadında Nağmeler”

‘Hindistan Pazarı ve Ticaret Fırsatları’ Webinarı Gerçekleştirildi

Ekrem İmamoğlu'nın test sonuçları açıklandı

Bakan Soylu’dan sert tepki

Ekim ayına ilişkin sosyal yardım desteği ödemeleri bugün başlıyor

İçişleri Bakanlığı açıkladı...

Suudi Arabistan'daki orman yangını etkisini kaybetmeden devam ediyor...

Borçların yapılandırılmasına ilişkin kanun teklifi açıklandı! İşte sonuç...



Veysel kartal
6.05.2020 18:12:48
Yüreğine kalemine sağlık

Veysel kartal
6.05.2020 18:12:50
Yüreğine kalemine sağlık

Ahmet Aydın
6.05.2020 19:41:01
Yeni bilgiler ile Bizleri buluşturduğunuz teşekkür ediyoruz. İşin aslını öğrenmiş bulunuyoruz. Darısı gayret etmek yerine ömrünü hayret etmek ile geçirenlere.. Sağlık afiyet diliyorum.


İbrahim Özacar


Vicdanlara SESLENİŞ

.


İlah-i Kelimetullah için; cepheden cepheye koşarak, adeta dünyaya sığmayan Kanuni Sultan Süleyman, hasta yatağına düştüğünde:
"Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi" kelimeler dizilir ağzından. Hayat bu, imtihan gereği kah varlıkla, kah yoklukla  sağlık ve hastalıkla imtihan olur insan oğlu. 

Kıymetli dostlar sağlık sebebimden dolayı, ara vermek zorunda kaldığım  yazılarımı bu hafta itibarı ile siz kiymetli okurlarımıza arz etmeye çalışacağım. 
Bu köşede yazdığım ilk yazımı hatırlayanlarınız olacaktır. 
Şu hakikati kiymetli dostlarımla paylaştığımı hatırlıyorum. Yıllardır okumakta okuduğum öğretileri başkalarıyla paylaşmakla yetinen biriyim. Yazabilirmiyim bilemiyorum, yazarak öğreneceğiz demiştim. Bu süre içerisinde görüşlerimi paylaştığım bu köşede, yazmanın okumak kadar öğretici olduğunu öğrendim. Bu vesile ile yeni dostlar edindim. Mü'min mü' minin aynasıdır hükmü gereği, okurlarımızdan gelen yapıcı eleştiri ve hatırlatıcı uyarılarla, kendimi check up etme imkanı buldum elhamdülillah. Başa dönecek olursak; niyet hayr akıbet hayr olsun dileklerimle, yeniden bismillah diyoruz... 

Her konuya ışık tutacak ciltler dolusu ata sözlerimiz vardır.Bunlardan bir tanesi şudur ki yıllardır yaşıyoruz. (LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ) hikayesidir. Peki nedir bu hikayenin özü??

Lafla peynir gemisi yürümez hikayesi: sadece konuşmak, dayanağı olmadan gerçekleştirilemeyecek sözler vermek anlamında kullanılan bir deyimdir. Hikayesi ise şöyledir;

Rivayete göre bir zamanlar İstanbul'da, Edirneli Aksi Yusuf adında bir peynir tüccarı var imiş. Madrabaz ve cimri birisi olup Trakya'dan getirttiği peynirleri İstanbul'da satar, artanını da deniz yoluyla İzmir'e gönderirmiş. İzmir'de peynir fiyatları yükseldikçe elinde ne kadar mal varsa gemilere yükletir ama navlunu peşin vermek istemeyerek, kaptanları yalanlarıyla oyalar durur, "Hele peynirler sağ salim varsın, istediğin parayı fazla fazla veririm," diye vaatlerde bulunurmuş. Birkaç kez aldanan tüccar gemi kaptanlarından birisi, yine İzmir'e doğru yola çıkmak üzere iken diklenmiş:

"Efendi tayfalarıma para ödeyeceğim. Geminin kalkması için masarifim var. Navlunu peşin ödemezsen Sarayburnu'nu bile dönmem.
Aksi Yusuf her zamanki gibi,
"Hele peynirler salimen varsın... demeye başlar başlamaz gemici.
"Efendi, lafla peynir gemisi yürümez. Buna kömür lazım, yağ lazım.
Aksi Yusuf parayı ödemiş. O gün akşama kadar şu bir tek cümleyi sayıklayıp durmuş.
"Lafla peynir gemisi yürümez .vee deyim günümüze kadar ulaşmış.

Demem şu ki: şanlı bir tarihin miras yedileri gibiyiz yıllardır. Fertten yürütme makamlarına kadar ibadetlerimiz, sözde kahramanlıklarımız, nutuktalardan öteye geçmez oldu.Son yıllarda buna bir de sanal kahramanlıklar eklendi ki hak getire.

Son yıllarda coşkulu meydanlarda  siyasi iktidarın nutukları millidir. 
İcraatlar tam aksine, yüzyıllarca Sultan Alparslan, Sultan Süleymanın ortadan kaldırmaya çalıştığı, Roma yasalarından öteye geçmedi. Lafla peynir gemisinin yürümediğini gibi, kahramanlık nutukları ile de zafer elde edilmiyor. 

Yürütme makamında olan siyasi iktidarın, dilinden düşürmediği  çağ açıp çağ kapatan Sultan Süleyman'ın mektubuna hep beraber bir göz atalım.O yüce Sultan bugün yaşamış olsaydı muhatabı kim olurdu, vicdanlarımızı sorgulayalım....


Fransızlara dansı 100 yıl "unutturan" mektup.

"Osmanlı Devleti'nin 10. Padişahı, İslam Milleti'nin 89. halifesi Kanuni Sultan Süleyman, Fransa'da moda olmaya başlayan dansı, yolladığı bir mektupla

" Kanuni Sultan Süleyman'ın Osmanlı Padişahı olduğu dönemde Fransa'da başlayan dans akımı, İstanbul'dan gelen bir fermanla 100 yıl unutulmuştu.

Kanuni Sultan Süleyman, gönderdiği mektupta Fransızları dansı terk etmeleri için sert ve kararlı bir dille uyarmıştı. Gerekçesi ise, nutuk tan öteye geçemeyen bu gününün idarecilerine ders olacak cinstendir.

Kanuni Sultan Süleyman'ın mektubu
tarihimizdeki Muhteşem Mektuplar kitabından. 

Günümüzde, ülkemizde ve bütün dünyada kendine çok geniş alanlar bulan dans, ilk defa Kanuni döneminde Fransa'da yapılmaya başlamıştı. Osmanlı'nın sınırları bu dönemde Avrupa içlerine kadar dayanıyordu. Dansın ilk yapılmaya başladığı sıralarda Osmanlı hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman, Fransa Kralı Fransuva'ya bir mektup yazdı. Kanuni, mektubunda şöyle diyordu:

"Ben ki, kırk sekiz krallığın hakanı Sultan Süleyman Han'ım. Sefirimden aldığım habere göre, memleketinizde dans namı altında kadın-erkek birbirine sarılmak suretiyle, alamele-innas (herkesin gözü önünde) icra-i lağviyyat (faydasız işler) işlenmekte olduğu mesmuu şahanem olmuştur (işitmişimdir). İş bu rezaletin memkeletime de sirayeti ihtimali muvacehesinde name-i hümayunum yed'inize (elinize) vusulünden (ulaşmasından) itibaren derhal son verilmediği takdirde, bizzat ordu-yu hümayunumla gelip men'e muktedirim.
Gazi meclisimize binlerce AB Uyum yasakarından biri olan, İstanbul sözleşmesi ile aile temelimize adeta dinamit koyanlara atfolunur...

Üstad Mehmet Akif Ersoy ne güzel buyurmuş:

İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece. Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; sen ömür boyu hayret ediyorsun....